• Nurhilal Önür

Hiçbir yere Ait Olmayan Bir Ruh: Vincent Van Gogh

Günümüzde Van Gogh deyince herkesin kafasında az çok şekillene bir imaj vardır. En az bir kere sosyal medyada olsun, alışveriş sitelerinde olsun denk gelmişizdir. Bugün Van Gogh ve eserleri birçok duvarı, eşyayı, kıyafeti süslüyor. Peki yaşarken durum nasıldı sizce?

Vincent Van Gogh; tam adıyla Vincent Willem Van Gogh, 30 Mart 1853’te Hollanda’da doğar. Daha çocukken babasının yönlendirmesiyle kilisede gönüllü olarak çalışır. Yaşamının ileriki döneminde depresyonlu hallerini daha iyi bildiğimiz Van Gogh’un, aslında bu durumunun küçük yaşlarda başladığı bilinmektedir. Bunun en belirgin sebebi küçükken verildiği yatılı okuldan dolayı terk edildiğini, sevilmediğini düşünerek depresyona girmesidir. Süreç böyleyken biraz olsun bu halinden uzaklaşması için annesi çizim yapmaya başlamasını sağlar. Ama o bu ruh halinden hiçbir zaman tam anlamıyla kurtulamaz. 16 yaşına geldiğinde amcası sayesinde resim alım satım şirketinde işe girer. Şirketin Londra şubesinde çalışırken hayatı kısmen daha iyi olur. Evinde kaldığı Ursula Layer’e evlenme teklifi eder. İlk reddedilişini yaşayan Van Gogh, çok derin bir mutsuzlukla tamamen kendi içine döner. Şirketteki işlerinden uzaklaşıp kendini sanata vermeye başlar.

Kardeşi ve hayattaki en yakın tek arkadaşı olan Theo’nun desteğiyle resim yapmaya başlar. İlk dönem yaptığı resimlerin çoğu içe dönük, karamsar resimlerdir. Birkaç defa daha birliktelik kurmak isteyip reddedilmesi, maddi olarak Theo’ya bağımlılığı ruh halinin düzelmesine bir türlü izin vermez.

1886’da Theo’yla birlikte Paris’te atölyede birçok çalışma yapar ve Parisli birçok sanatçıyla tanışır. Yapıtlarını gayri resmi yollarla sergiler ama bir başarı kazanamaz. Pissarro’nun, Bernard’ın, Gaugin’in eserlerinden etkilenir. Etkilendiği izlenimcilik akımıyla birlikte kendine özgü üslubunu geliştirir. Bundandır ki çoğumuz Van Gogh’un herhangi bir resmini görünce tanırız. Onun yoğun duygularını muhakkak hissederiz. Renkleri kullanış biçimini özellikle ona özgü olan sarıyı...

Bütün eserleri herkese hissettirdiği duygulara göre güzel. Ben en çok üniversitede bir sunum hazırlarken Van Gogh ile tanışmamı sağlayan ‘’Yıldızlı Gece’’ eserini seviyorum.



(Yıldızlı Gece, 1889, Tuval Üzerine Yağlı Boya, Modern Sanat Müzesi/New York)



1889’da St. Remy’de akıl hastanesine yatar Van Gogh. İşte Yıldızlı Gece’yi kaldığı odanın penceresinden bakarak yapar. Resimdeki gece temasına rağmen, yine o gördüğümüz kendine özgü sarısıyla içinde kopan fırtınaları hissediyoruz sanki.


27 temmuz 1890’da Auvers Fransa’da kendini tabancayla göğsünden vurur ve iki gün sonra 29 Temmuz'da ölür. Bugün kendisine gösterilen ilginin birazı o zamanlar gösterilmiş olsa belki yaşamak için daha çok umudu olurdu Van Gogh’un.

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör