• Merve Tuğtepe

Bir Can Togay Mecazı: Tuna Ayakkabıları


Fotoğraf: Atlas Obscura | Alisa Roup Kennedy



Kalp, sahip olduklarımızla sınandığımızdan beri eksik olanları tartar. Sorgudan geriye kırgınlık, kimsesizlik ve karanlık artar. Gücün başka hayatlarla ölçüldüğü kıyıda anılar kaybolup, gider. Murathan Mungan’ın dediği gibi “İnsan masumiyetini bazen bir başkasının günahıyla öder.” Kalbin ortasındaki bu gizli günah, süveyda, Budapeşte’deki geçmişin ayak izlerini takip eder. Yahudi’lerin infazına dikilmiş bir utanç anıtı. Söyleyin, II. dünya savaşında nereye gömmüşler vuslatı! Hitler tarafından devrilen Macar lideri Miklos Horthy’nin yerine gelen Ferenc Szalasi’nin kalbindeki siyah benek, yirmi bin Yahudi’yi Tuna Nehri’nin kıyısına getirmiş. Ayakkabının insan hayatından değerli olduğu o zamanlar, silah zoruyla insanlardan nehre atlamaları istenmiş. Suya nefretle ateş edilmiş 1944 yılının Ekim ayında. Aldanmayın şimdi nehrin sessiz aktığına. Kalpleri büyük acıları kaldıramayacağını düşünür, vatanını terk ederken yerden bavulları kaldıranlar. Unutursan tekrarlanır yaşanılmış hain duygular, Tuna kıyısındaki ayakkabılar… Macarca “Cipők a Duna-parton” ve İngilizce “Shoes on the Danube Bank” Hangi dilde olursa olsun, kalbini eğitmesini bilmeyen kişi için acımasızlık, evrenseldir. Bu yıkıcılığa inat, kendi içindekiyle savaşmaya cesaret bulan yönetmen Can Togay ve heykeltıraş Gyula Pauer, 16 Nisan 2005’te öfkesi kaç kulaç derindeki nehrin kenarına altmış tane demir ayakkabı bırakır. Bu kötülük hatırlansın diye. İbranice bir atasözü vardır ki iyilik uzun süre akıllarda kalır; kötülük çok daha uzun süre… Kalp, bu hatıralardan ne geleceğe ne de geçmişe bakılamayacağını fark etmeli! Kötü anıları yok sayıp, iyi olanları anımsamak, denkleştirici bir adalet mi? Unutmak, insanın acılarını sevgiyle denkleştirme şekli mi? Bir avuç toprağından, bir çift ayakkabısından, bir kırık kalbinden olmuş insanlar… Ne o topraktan ne o demir ayakkabılardan ne de o kırık kalplerden kaçmaya imkan var. Hatırlamadan, kaçarak varabileceğimiz tek ülke; trenleri gelmeyen, uçakları uçmayan ve gemileri yüzmeyendir. Budapeşte’de hepimizin kaybettiği taraf, insanın masumiyetidir. Kalbimdeki Tuna ayakkabıları, hüznün zincirlerinden kurtulmak için bir Can Togay mecazı değil! Bu yazı okunması ile politik eleştiriyi beraberinde doğurmuyor. Edebiyat evreninden acilen tecrit edilmeme de lüzum yok. Panzehiri keşfedilmemiş sözcüklerim, evrensel ve bireysel tutumu yok ederek iktidarın yayılması gibi sevginin insanı sarmasını istiyor; yosunun taşı sardığı gibi, üzümün bağı sardığı gibi, kundağın bebeği sardığı gibi…

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör