• Sıla Sığırlı

Tezer Özlü, Kalanlar ve İnsan Olma Üzerine


Fotoğraf: Sıla Sığırlı


Bazı yazarları okuduktan sonra artık belirli bir derinliği olmayan kitapları okuyamaz hale gelirsiniz ya şu sıralar bu durumu yaşıyorum. Özellikle pandemi döneminin getirdiği evde kalma haliyle biraz da sosyal medya yardımı ile edebiyatta iz bırakmış, hayatı başka gözle görmüş yazarların kitaplarını okumaya çalışıyorum. İnanın ben hayatı nasıl görüyorum, gördüklerimi yazıya nasıl aktarıyorum veya bir insanın düşüncelerini değiştirip etkileyebiliyor muyum bilmiyorum fakat bunu daha önce yapabilmiş olan yazarlardan inanılmaz zevk alıyorum. Çok fazla şey öğreniyorum ve kalbim büyük bir heyecan ile doluyor. Cümleleri defalarca okuyorum, asıl söylenmek istenen şey hakkında düşünüyorum ve bunun keyfine gönlümce varıyorum.


Yakın zamanda birçok kitap okudum, bunların arasında beni en çok etkileyen Tezer Özlü‘nün “Kalanlar” kitabı oldu. Kalanlar, yazarın günlük ve anlatımlarından birleştirilmiş ve ölümünden sonra basılmış bir kitap. Elinize aldığınız gibi bitirebildiğiniz ama sonrasında etkisini uzun zaman hissettiren bir kitap anlayacağınız.


Tezer ismini çok severim, anlamı da çevik, çabuk ve hızlı kimse demek. Nedense Tezer Özlü’nün kitapları çok uzun zamandır okunmak için listemde bekliyordu, arkadaşım yanlışlıkla aynı kitaptan iki tane alıp birini bana vermeseydi bu harika yazar ile tanışmam ne yazık ki biraz daha gecikecekti. Özlü, kitabında insan olmanın, insan olabilmenin nasıl bir acı getirdiğini adeta içime işledi. Öyle ki kitabı okuyup kapağını kapattığımda ilk olarak bu yazarın nasıl bir hayatı var acaba diye düşündüm. Bu ismi göz ardı edip daha önce okumadığım için kendi kendime üzüldüm. Kitapla beraber Tezer Hanım’ı daha fazla tanımak, o ve kitapları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak istedim.


Kendimizi okuduğumuz yazar ile bağdaştırmak, kendimizi ona yakın hissetmek olağan bir şeydir. İdeolojileri hakkında derin bilgiye sahip olmasam da Özlü, bahsettiği şeylerle işte beni de kendisine çok yakın hissettirdi. Sık sık kitabında bahsettiği gibi Anadolu’da, Kütahya Simav’da doğmuş Tezer Hanım ve lisede iken okul kampı ile tadına varmış ilk kez Avrupa’nın. “Dünyanın sonsuz büyüklüğünü hissettim ve gitmem, çok uzaklara gitmem gerektiğine inandım.” diye anlatmış. Eğer lise ikide biyoloji öğretmenim beni yüreklendirip okul programı ile Viyana ve Slovakya’ya gitmemi sağlamasaydı ben de dünyanın hiç bu kadar büyük olabileceğini bilemeyecektim. Oraya ilk ayak bastığımda biliyordum tekrar gideceğimi ve bununla sınırlı kalmayacağını. Tıpkı Tezer Özlü’nün bahsettiği gibi çünkü görmem lazım, çünkü yaşamam lazım diye düşünüyordum farklı şeyler deneyimlemem lazım diyordum.


Tezer Özlü’nün baskının her türlüsüne karşı olduğu, kaçışlarının arkasındaki şeyin bu olduğu her yazısında açıkça görülüyor. Kaçmakta bir savunma biçimi değil midir zaten? Ayrıca beni kitabında en çok etkileyen bir başka şey manik-depresif tanısı ile kliniğe yattığı sırada kaleme aldığı, yazdığı yazılar. O dönemde yazılanlara ve sonrakilere baktığımda fark ettiğim farklılıklar kalbimi acıttı, kendimi yine sık sık insan beyninin sınırı nedir diye sorgularken buldum.


Yukarıda demiştim ya, sevdiğimiz yazarlardan etkilenmek çok normal bir şey, zira bunu Tezer Hanım da yapmış. Tezer Özlü’nün sonradan araştırdığıma göre neredeyse her kitabında Italo Svevo, Franz Kafka ve Cesare Pavese’nin etkilerini görebilirsiniz. Tezer Hanım, 4 Temmuz ve 20 Temmuz 1982 tarihlerinde Prag’da Kafka’yı, Trieste’de Svevo ve Torino’da Pavese’yi yeniden yaşamış. Özlü, bu yolculuğu kendini bulmak için mi yoksa o insanları yazmak için onların oldukları yerden bakmak gerektiğine inandığı için mi yapmış bunu bilmesem de ben insanların yaşadıkları yerleri ziyaret ederek onların anılarını bir nevi canlandırdığımı hissediyorum. Bu şekilde sanki onları bu yaşadığım ana geri getiriyormuşum gibi geliyor. Hayran olduğu birinin, bir zamanlar bulunduğu noktadan dünyaya bakmak ne farklı hissettirmiştir kim bilir!


Birçok hayranı Tezer Özlü’ nün yazdıklarından dolayı onun intihar ederek yaşama veda ettiğini düşünse de yazar 18 Şubat 1986’da göğüs kanseri nedeniyle yaşama veda etmiş.


Tezer Özlü kendi deyimi ile hiçbir yerliydi, kimseye ait değildi ve kimseye sahip değildi. Bu terimleri kabul etmek benim için çok zor. İlk kez on bir yaşımda kimseye sahip olmadığımı fark ettim, ilk kez yurtdışına çıktığımda hiçbir yere ait olmadığımı fark ettim ve şu an kimseye ait olmadığımı fark etme sürecindeyim. Bunlar biraz melankoli getiriyor bana belki Tezer Hanım’a da getirmiştir, sanırım bir yere, bir kişiye sahip olan insanlara özendiğimden midir ara sıra?


Zaman zaman içimdeki acının neden kaynaklandığının adını koyamasam da galiba ilk kez bu kitapla beraber bunun insan olmaktan kaynaklanan bir acı olduğunu fark edebiliyorum.


Kitaptan sevdiğim birkaç alıntı:


  • Haykırmak istediğim çok şey var. Büyük kayıplar yıkacak değil bizi. Açıkça birbirimizle konuşamıyorsak ben ağlamak, bağırarak ağlamak için bahçenin gerisindeki odama geçiyorsam, biliyor musun, ne güzel ağıtlar içinde uyuyakalmak?


  • Beni düşündükçe büyüyor ağlama isteğim.


  • Babam ölemiyor çünkü henüz yaşamaya başlamadı.


  • Nihayet yağmur başladı. Bu sabah artık yağmuru neden bu kadar çok sevdiğimi anladım. Ağlayan bir yüreğe benzediği için. Onun acısı yüreğimi ağrıtıyor.


  • Şimdi neden bu kadar çok sevdiğimi anladım, çünkü kendim ölmüştüm ve yalnızca başkalarının canlılığını algılayabiliyordum.


  • Anıların tüm görüntülerini vermeyeceğim. Sonsuz gerideler. Bu görüntülerin renkleri soldu. Ama kaybolmadılar. Benim sönüp gitmemi bekliyorlar. Bu kadar hain bu görüntüler. Yok olmuyorlar. Seni söndürüyorlar yavaş yavaş.


  • İnsanın başkalarına söyledikleri kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir.


  • İnsanın kendi dünyası dışında yaşayacağı bir dünya yoktur.


  • İşte burada istediğimi yapabiliyorum. Işık var. Kitap var. Ben varım. Dünyam var.



Eğer siz de okumak isterseniz, benim de yakın zamanda okumayı planladığım diğer Tezer Özlü kitapları şunlar;



Görsel: www.goodreads.com




Görsel: www.goodreads.com



Bu yazıyı okuyorsanız, okumaya devam edin sevgili okurlar. Bırakın cümleler, kitaplar içinize işlesin ve sizi başka maceralara çıkartsın.


Zira okumak, kültür sahibi olmak istemek de bir başkaldırma, bir cesaret örneği değil midir?


Gelecek yazıda görüşmek üzere.


0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör