• Gündelik Ajanda

Son Ada: Ütopik Bir Dünya’dan Distopyaya Geçişin Hüzünlü Hikayesi

Yaşar Kemal’in ‘Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir.‘ yorumunu yaptığı Zülfü Livaneli’nin bu romanı gerçekten okurken hayran kaldığım bir eser oldu benim için. Uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen bu roman Livaneli’nin sürükleyici ve akıcı kalemi ile bir çırpıda okunup bitse de düşündürdüğü ve sorgulattığı konuların etkisi uzun süre aklınızdan çıkmayacak.


İsimsiz bir anlatıcının yaşadığı bir adadan bahsetmesiyle başlıyor anlatıma. Öyle bir ada canlandırıyor ki gözümüzde anlatıcı adada yaşayan herkes dostluk, sakinlik, huzur içinde yaşıyor, ada halkı hayatını çam fıstığı toplayarak, bahçelerinde sohbet ederek, sahillerde martıları izleyerek geçiyor. Şehir hayatının koşuşturmacası ve stresi yok sadece sevgi ve huzur var. Gerçek hayatta yaşadığımız hayatları düşününce ütopik bir yaşamın sürdüğü bir ada burası.


Giriş kısmında bu güzellikleri anlatan anlatıcı bu durumun tersine döndüğünün mesajını da ilk bölümden veriyor bize. Adada her şey yolunda giderken emekli diktatör bir başkanın adaya yerleşmesiyle tüm düzen yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Ütopya diye tabir edebileceğimiz adanın distopyaya dönüşümünü okuyoruz hüzünle. Başkan, adaya yerleşmesiyle birlikte otoriteyi kendinde toplamaya çalışıyor, adaya medeniyet getirdiğini söyleyerek yaptığı düzenlemelerle hayatı değiştirmeye bir yandan adada yaşayanların buna karşı çıkmaması için de insanların yüreğine korku salmaya başlıyor. Başkanı destekleyen ve şüpheyle yaklaşan ada halkı ikiye ayrılıyor, araları bozuluyor. Adadaki tüm güzelliklerin yok oluşunu okurken aynı zamanda yaşadığımız toplumu, dünyayı ve kendimizi sorgulatıyor bize Livaneli. Huzur dolu satırlardan bir anda hüzün ve korku dolu hislere geçiş yapıyor.




Korkunun insanlara neler yaptırabileceğini, sorgulamadan inanmanın yol açtığı geri dönülemeyen sorunları, çaresizlik halinde insanların verdikleri tepkileri okumaya başlıyoruz. Ada simgesinin üzerinden aslında günümüz dünyasında yaşanan sorunların benzerlerini okuyoruz belki de. İsimsiz anlatıcımız bu satırları “Yazar” olarak ifade ettiği dostuna hitap ederek yazıyor. “Yazar” adalarının başına gelecekleri öngörmüş ve Başkan’ın yaptığı dönüşümlere başından itibaren karşı çıkmış ve bu nedenle de ada halkı tarafından yalnızlaştırılmış bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Yazar’a inanmayan ada halkı sonradan pişman oluyor, tabi geç kalınmış bir pişmanlık oluyor bu.



Kitabın kapağında da göreceğiniz üzere adada yaşayan martılar bu hikayede çok önemli bir figür. Başkan tarafından yok edilmeye çalışılan adanın en eski sakinleri martılar evlerini korumak ve yaşam haklarını savunmak için insanların cesaret edemediği bir mücadeleye giriyor ve tüm adalılara başkaldırıyor. Okurken martıların yürek burkan bu mücadelesine hayran kalacağınızı söyleyebilirim. Bir yandan insanların bu mücadeleyi yapamayışındaki çaresizliği de hissediyorsunuz.


Son Ada kendinizi sorgulatacak, yaşadığımız toplumla bağlantılar kuduracak, nelere tepkisiz kaldığımızı ve bunların yarattığı sorunları düşündürtecek bir kitap. Bu düş adasında düşüncelerimizi harekete geçiriyor Zülfü Livaneli. Umarım siz de kitaplığınıza eklersiniz, keyifli okumalar 😊


‘İnsan bir gün korkar, ertesi gün unutur, hayatın ayrıntılarına dalar ve kahkahalarla gülerdi.’

Son Ada, Zülfü Livaneli

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör