• Hatun Vera Altunöz

Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?: Netflix'de Türk Yapımı Komedisel Dram Filmi

Yılmaz Erdoğan'ın tiyatro oyununun film versiyonu olan "Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü? adlı film, Netflix'de 9 Nisan itibariyle izleyicileriyle buluştu. Oyuncu kadrosunda Yılmaz Erdoğan, Engin Alkan, Merve Dizdar, Devrim Yakut, Ushan Çakır, Bülent Çolak ve daha bir çok güçlü isim yer alırken, senaryosunu Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı filmin başrolünü ise Ecem Erkek üstleniyor. Filmin çekimleri 2020 yılında tamamlanmasına rağmen pandemi sebebiyle ne yazık ki vizyona giremedi. Bu sebeple BKM, dünyaca ünlü internet platformu Netflix ile anlaşma yaparak bizleri komedi ve dram öğelerinin ağır olduğu "Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?" filmiyle buluşturdu. Filmle ilgili bazı detaylara gelin hep birlikte bakalım.


Netflix'de izleyiciyle yeni buluşan filme geçmeden önce daha önce tiyatro oyunundan kısaca bahsetmek istiyorum. Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı filmle aynı adlı tiyatro oyunu ilk olarak 1999 yılında BKM tarafından İstanbul Beşiktaş Kültür Merkezi'nde sahnelendi. Erdoğan, bu oyunu askerliği sırasında yazdığı ve sahnelendiği günde askerden izinli olarak katıldığı biliniyor. Tiyatro oyununun filmleşme fikri ilk kez 2009 yılında ortaya atıldığı belirtiliyor. Filmle ilgili yorumları okuduğumda tiyatro oyununun daha iyi olduğu, onun tadının başka olduğuna dair yorumlar okudum. Ancak ben tiyatro oyununu izlemedim ve onun tadı nasıldı açıkcası bilmiyorum. Tiyatro oyunun sinema formatına çevrilmesi fikri bence gayet güzel. En azından bu kadar güzel mesajlar veren bir tiyatro oyununu ben sinema sayesinde izlemiş oldum. Bu açıdan bu durumdan kendi adıma oldukça memnunum. Ve hazırsak büyük ilgiyle izlenen tiyatro oyunu yıllar sonra sinema versiyonuyla karşınızda!





Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü? Filminin Konusu


1950'li yıllarından başlayarak 2000'li yıllara kadar geçen bir dizi olay örgüsüne tanıklık ediyoruz. Film esas olarak eski bir konakta yaşayan Sözbir ailesinin başına gelenlerini ve kızları Gülseren'in başına gelenleri anlatıyor diyebiliriz. Öncelikle filmin ana karakteri olan Gülseren'den sizlere bahsetmek istiyorum. Gülseren, okul döneminde öğretmenleri tarafından pek iyi söz edilmeyen, fazlasıyla hazır cevap bir öğrenci. Ateş böcekleri konuşacak kadar dev bir yalnızlığın içinde. Bu yalnızlığının sebebi zekası olarak gösteriliyor. Dört rakamlı sayıları aklından çarpan üstün zekalı biri olan Gülseren, okulda, özel hayatında ve sosyal hayatında hep yalnızlığın içinde.


Sadece babasıyla beraberken yalnız olmadığını anlıyoruz. Daha mutlu, daha hayat dolu, daha enerjik bir Gülseren...Babasıyla çok mutlu -yani gayet iyi anlaştıklarını izleyiciye net bir şekilde geçiyor- ancak annesiyle ise babasıyla olan o yakın ilişkisinin pek olmadığını görüyoruz. (Filmin son sahnesinde bu durum çok daha net gözler önüne seriliyor zaten, gerçekten insanın içini acıtan bir sahne.)


Ben filmi izlerken özellikle babasıyla olan ilişkisini aşırı sevdim. Babası kızına o kadar güzel yaklaşıyor ki, o kadar güzel aralarında bağ var ki izleyenlere bu duygu fazlasıyla geçiyor. En çok etkilendiğim ve itiraf etmeliyim ki ağladım sahnede "Gülseren'in babasını kaybettiği" sahne oldu. Babasını kaybetme ve kaybetmenin acısıyla Gülseren'in Tanrıyla yaptığı diyalog eminim tüm izleyenleri etkiliyor. Filmde geçen etkileyici diyalog şu şekildeydi:


"–Tanrım seninle biraz konuşmak istiyorum. Yalnız Türkçe konuşabilir miyiz? Üzgünüm ben Arapça bilmiyorum da. Kürşat Dayım senin yalnızca Arapça bildiğini düşünüyor ama sen bizim Tanrımızsın ve bütün dilleri bilirsin.


Tanrım ben babamı yanına alışın konusunda konuşmak istiyorum, kızmazsın umarım; çünkü senin bu çeşit konuşmalardan hoşlanmadığını söylüyorlar. Ama bu işte biraz aceleci davranmadın mı? Babam daha bizimle kalabilirdi bence. Ama onu yanına aldığına göre bir bildiğin vardır mutlaka. Tanrının neyi niçin yaptığına aklımız ermezmiş bizim, öyle diyorlar. Senin adına konuşan ne çok insan var tanrım, hiç dikkatini çekti mi? Yani çekmiştir mutlaka da…


Tanrım ona iyi bak olur mu? Biliyorsun o ticaretten anlamaz. Kendisi mutlaka aksini iddia edecektir ama sen yine onu ticari bir işte kullanma. İyi bir memurdur aslında, masa başı bir iş verirsen mutlaka başarılı olacaktır. Özür dilerim tanrım, işine karışıyor gibi oluyorum ama. Tanrım, o çok iyi bir insandı ve herhalde onu cennetine alacaksın. Bu da benim bir daha onu göremeyeceğim anlamına geliyor. Çünkü ben deliyim ve cennete giremem herhalde. Çok uzattım biliyorum çok uzattım ama hemen bitiriyorum.

Son olarak kendimle ilgili bir şey sormak istiyorum. Belki kızacaksın ama sormak zorundayım.

Tanrım, ben şimdi ne yapıcam?"


Babasının kaybettiğini gördüğümde sanki film değilmiş de gerçekmiş gibi aynen şunu söyledim: "Gülseren şimdi ne yapacak?". Babasını kaybetmenin acısıyla, tanrıyla konuşması da insanı oldukça etkileyen bir sahne olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Filmdeki babasını kaybetme sahne beni o kadar etkilemişti ki o sırada sorduğum soruyu Gülseren de Tanrı'ya soruyor ve yürekleri sızlatıyor resmen.


Gülseren'in film boyunca diyalogları aslında hem güldürüyor hem de insanın canını biraz acıtıyor. Öğretmeniyle olan "iç acıların toplamı" diyalogu ya da aşkı bulduğunda onu radyoda duyduğu, tam yetiştiğini sandığı anda biten en sevdiği şarkıya benzettiği diyalog ve annesiyle yaşadığı son sahnedeki o buz gibi diyalog,... İnsanlar filmi izlerken tüm bu diyaloglarda mutlaka kendinden bir şeyler bulabilir. Mesela aşk. Gülseren, kötü biten evliliğinden sonra aşkı Dündar'da buldu ama ne yazık ki bulduğu aşk, onu en sonunda yine yalnız bıraktı. Yaşadığı aşkı radyoda çıkan şarkıya benzetmesi ise ayrıca yaşadığı hayat için bence çok anlamlıydı:


Peki, özel bir şey sorabilir miyim?

+ Sor bakalım.

- Hiç aşık olmadınız mı?

+ Ha, o zaman, senin için özel fotoğraflar bölümüne geçelim. Dündar, benim aşktan da hayattan da umudumu kesmeye başladığım bir sırada çıktı karşıma. Kısa bir öykü oldu ama çok güzeldi. Hani radyoda çok sevdiğin bir şarkıya denk gelir sevinirsin de, tam sesini açtığında şarkı biter ya, öyle bir şeydi işte.



Ve yazıda daha önce söylediğim gibi dev bir yalnızlığın içinde olan Gülseren, yalnızlığını ateş böcekleriyle geçirmeye çalışıyor. Elinde feneriyle onları aramaya çalışan, bulduğunda ise yüzündeki gülümsemeyle yaşadığı o derin yalnızlığına şahit oluyoruz sanki. Filmde geçen bir diyalogda da ateş böcekleri ile yalnızlığın arasındaki bağı da kendisi de biliyor ve bunu dile getiriyor.

- Sen hiç ateş böceği gördün mü?

- Hayır, görmedim.

- Göremezsin, göstermiyorlar ki. Herkes de göremez zaten. Edison doğayı yendi, hem de kendi sahasında; biz o ara yoğunduk, Ediz Hun'un filmlerini seyrediyorduk.

- Anlamadım?!

- Kıymetini bil; anlasaydın yalnızlık çekerdin.


Söylediğim gibi Netflix' girer girmez Türkiye Top Listesinde birinci sırada olan "Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü? filmine şans vermeni naçizane tavsiye ederim. Hem eğlendiriyor, hem düşündürüyor hem de içimizi biraz acıtıyor. Film boyunca tüm duyguları azar azar yaşadığımızı söyleyebilirim. Eğer sen de yeni bir film arayışındaysan listene ekle derim ya da hemen izle. Şimdiden herkese iyi seyirler!

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör