• Yiğit Potuoğlu

Rus Edebiyatı Neden Bu Kadar İleri?


Photo by Annie Spratt on Unsplash



Herkese selam. Rus Edebiyatının 11.yüzyıla kadar olan bir tarihi söz konusu. 10.yüzyıl’da Kiev’deki otoriter rejimin Hıristiyanlığı kabul etmesi ile okuma-yazmanın gelişmesi durumun beraberinde getirdiği bir nokta olarak ortaya çıkıyor. Yunanca başta olmak üzere diğer dillerin edebi ve felsefi metinlerinden çeviriler ile başlayan tür, yüzyıllar sonra bir Batı entegrasyonu ile de karşılaşıyor. En önemli ve en geniş döneminin ise gerçekçi dönemi olduğunu söyleyebiliriz. Peki, sizce Rus Edebiyatı neden bu kadar ileri veya öyle mi? Ben, şahsen, öyle olduğunu düşünüyorum. Rus Edebiyatını dünyadaki diğer milletlerin edebiyat literatürleri ile kıyasladığımızda çok daha geniş, derin ve insan odaklı olduğunu görüyoruz. Gerek eserlerin içten olan bu içeriği, gerek Rus toplumu ile edebiyatı birbirine olumlu anlamda bağdaştıran ırksal tümevarım, bizlere bugün Rus Edebiyatı ile diğer edebiyatları ayırma şansını veriyor ve edebiyatı milletler bazında incelediğimizde ilk aklımıza onların gelmesini normalleştiriyor. Irka dayalı tümevarımdan bahsettiğim şey, Alman toplumunun “disiplinli”, Japon toplumunun “sistemli” olması gibi bir şey. Aynı mantıktan, Rus toplumunun edebiyatta iyi olduğunda dair yapılan bir atıf. Bireysel olarak her ne kadar bu tarz ırka dayalı olan tümevarımlara uzak olsam da sanıyorum ki bu örnekte veya başka tümevarımlarda bir doğruluk payı mevcut, az veya çok. Ben bu yazımda, doğruluğuna inandığım bu durumun nedenlerinden bahsedeceğim. Dilerseniz başlayalım.


İlk olarak, bildiğimiz üzere gerçekten fazla sayıda Rus Edebiyatçısı mevcut; Tolstoy, Dostoyevski, Puşkin, Gogol, Gorky, Turgenyev, vesaire. Ben, bu durumu Rus Edebiyatının çok ileri olmasının sebeplerinden biri olarak görmüyorum fakat Rus Edebiyatı fazla ileri olduğu için bu kadar fazla yazar olduğuna inanıyorum. Keza, bu durum ileride değineceğim toplumla da alakalı. Fakat, kesinlikle ilk olarak şu durumu Rus Edebiyatını ileri bir edebiyat haline getiren sebeplerden biri olarak sayabiliriz: tüm yazarlar, farklı bir konuyu, çok derin bir şekilde ele alıyor. Örneğin, Turgenyev romanlarında nihilizme sıkça yer veriyor, Gogol toplum yapısını inceliyor ve bu farklılıklar bu şekilde devam ediyor. Bu durum sonucunda, ortaya çok yönlü bir yapı çıkıyor. Bir isim, bu konuda ön plana çıkıyor. Dostoyevski’nin romanlarında ele aldığı insan yapısı. Bildiğimiz üzere Dostoyevski’ye en büyük psikolog denir. Eserlerinde, insan zihnini ve yapısını gerçekten inanılmaz bir derinlikle ve ustalıkla ele alıyor. Tabii, her ne kadar Dostoyevski bu konuda en önde gelen isim olsa da genel anlamda Rus Edebiyatının, özel anlamda “insan” ile ilgili olması durumunu bu gelişmişliğe bir sebep olarak düşünebiliriz. Kitabı okuyan kişiye bir nevi ayna görevi gören bu eserler, kendimizi tanımamıza ön ayak oluyor. Kitaptaki karakterler o kadar canlı ki kendi hayatımızdaki biri ile eşleştirebiliyoruz. Bunun sebebi, eserlerin gerçek olması ve insanı anlatıyor olması. Gerçeklik konusuna biraz daha değinmek istiyorum. Rus Edebiyatını ileri bir edebiyat haline getiren sebeplerden bir tanesi kesinlikle gerçek olması; yazarın, yazdığı şeyi yaşamış olması bence fazlaca önemli. Tabii ki, yazdığı olaya birebir bir deneyimden bahsetmiyorum. Yazdığı olayın kendisinde uyandırdığı duyguları, daha öncesinde yaşamış ve deneyimlemiş olmasının öneminden bahsediyorum. Bu durum, eserler içerisinde var olan kurgu oranını azaltıyor diyemeyiz tabii ki. Kurguyu, bilim-kurgu dışında da düşünürsek, Rus Edebiyatında fazlaca kurgu olduğunu söyleyebiliriz. Yazarların ilettikleri şeyler arasında dünyaya karşı olan bakış açıları kadar bireysel ideolojiler de mevcut. Bu durumda, yazılan eserlerin insanlarda uyandırabileceği potansiyel etkiyi kesinlikle arttırıyor. Son olarak, bu noktada altını çizmek istediğim kelime “derin” kelimesi. Her ne kadar o kısım da öyle olsa, burada yazarların ele aldıkları konuyu ustaca ele almalarından bahsetmiyorum. Daha özel anlamda müthiş bir derinlikle, kümülatif bir şekilde, etraflıca ele almaları söz konusu. Özet olarak, yazının bu kısmını toparlayacak olursak; çok felsefi yanlarının olması, entelektüel birikimi birinci aşamada bekliyor olmaması, ahlaki bir yazıya sahip olması ve her ne kadar günümüzde çok olmasa da zamanında toplumu tarafından rağbet görmüş olması durumlarını da bu genel soruya cevap olarak verebileceğimizi belirterek, diğer yapı taşlarına geçebiliriz diye düşünüyorum.


Bunların dışında, biraz sosyal ve dile dayalı sebeplere değinmek istiyorum. Sosyal sebeplerden başlayacak olursak, karşımıza ilk olarak bir politikacı çıkıyor. II.Katerina, bir Rus Çariçesi olarak sanata olan ilgisi ve sanatın Rusya’da düzgün yapılabilmesi adına yapmış olduğu reformlar ile ön plana çıkıyor. Kendisinin politikalarının, Rus edebiyat dünyasına katkısı olduğunu düşünebiliriz. Bir diğer neden, hepimizin tahmin edebileceği üzere “komünizm ve yoksulluk”. Komünizm rejimi ile uzun süre yönetilen bu topraklar, en temel sebebi bu rejimini kendisi olmakla birlikte çok yoksulluk çekmiş. Çekilen bu yoksulluk, insanlara soyut olarak dramayı, somut olarak ise edebiyatı kazandırmış olabilir. Tabii, birde Rus toplumunun en genel anlamda, tarihsel ve sosyal boyutta “çok yaşanmışlığı” olan bir toplum olduğunu unutmamak gerekli.


Dile dayalı sebeplerden devam edecek olursak, karşımıza bir hayli ilginç şeyler çıkıyor. İlk olarak, şunu söyleyebiliriz ki, Rusça edebiyat için çok uygun bir dil. Bunu bir örnekle anlatmak istiyorum. Mesela, Türkçe dilinde şunu şöyle söylersiniz: evet, hayır, muhtemelen. Bu, karşınızdakine bir belirsizliği ve kararsızlığı iletirken kullanılır. Önce evet, sonra hayır, sonra muhtemelen dersiniz. Fakat Rusça dilinde, bunu belirten bir kelime var! Yani öyle bir kelime var ki, onu söylediğinizde “evet, hayır, muhtelemen” anlamına geliyor ve belirsizlik belirtmek için kullanılıyor. Bu tarz içeriklere sahip olan bir dil edebiyatı idame etmek adına çok uygun bir atmosfer yaratıyor. Tüm bu dile dayalı etkenlerin yazarların ustalığı ile buluşması karşısında, kitaplarda karşımıza çok güzel ve ince betimlemeler çıkıyor.


Sona doğru gelmeden önce, biraz “diğer sebeplerden” bahsetmek istiyorum. İlk konu, hepimizin aklından geçebileceği üzere, alkol. Rusya’da, alkol çok tüketilir. Buradaki can alıcı nokta ise şu, Rus Edebiyatında inanılmaz bir kurgu seviyesi vardır. Evet, bu bir bilim kurgu olmayabilir fakat türünü önemsemeksizin bir kurgu, hayal ürünü ve yaratıcılık söz konusudur. Bu noktada, yazarlar yaratıcılıklarının bir kısmını ülkelerinin alkol kültürüne borçlu olabilirler. Son konuda, kesinlikle soğuk ve onun beraberinde getirdiği melankolik atmosfer. Bunu iki taraftan yorumlamak istiyorum. İlk olarak, iklim soğuk olunca insanların zaman geçirebileceği sosyal aktiviteler veya en genel tabir ile uğraşlar kısıtlı oluyor, eve kapanıyor ve okuyor, yazıyorlar. Bir diğer yorumumum ise bence çok etkili. Soğuk iklim, Rusya’ya melankolik bir atmosfer sağlıyor. Bu melankolik atmosfer insanları drama, kurgu ve edebiyata yönlendirmiş olabilir.


Özet olarak toparlayacak olursak, Rus Edebiyatı insanı çok etkileyen bir edebiyat türü. Okuduktan sonra insanın kendi hayatında bir “insan sarraflığı” kazanması, okuduğu eserdeki hayali birini kendi hayatındaki birine entegre edebilmesi, vesaire, insana çok şey katıyor. Bu yazımda, bu edebiyat türünün neden bu kadar ilerlemiş olduğunun ve bunun sebeplerini ele almak istedim. Teşekkürler!


Not: Daha kalın bir fontla yazılmış olan kelimeler, sebep olarak düşündüğüm noktalar.

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör