• Hatun Vera Altunöz

My Octopus Teacher: Su Altında Kurulan Duygusal Bir Bağ


Epeydir aşırı merak ettiğim ve sonunda izlediğim bir belgesel "Ahtapottan Öğrendiklerim". İzlerken özellikle deniz severlerin aşırı keyif alacağını baştan söyleyebilirim. Bu belgesel sayesinde omurgasızların en akıllısı olan bu canlının kısa yaşamına dair yolculuğa çıkıyoruz.




Netflix'de yayınlandığı günden itibaren inanılmaz bir ilgi gören belgeselin yönetmeni Craig Foster. Film ve belgesel yönetmeni olan Craig Foster, yaşam amacını yitirdiğini ve yaptığı iş yerine doğanın içinde olmayı arzuladığını fark ediyor. Bunu fark edince bir karar veriyor ve kendi iç yolculuğuna çıkıyor. Bu dönemde kendini doğaya bırakan Foster oksijen maskesiz daldığı okyanusun sularında doğanın o görkemli halini izlerken hayranlık duymaya başlayacağı ahtapotla tanışıyor. İşte hikayede tam olarak burada başlıyor.


Belgesel, Güney Afrika'nın Atlantik Okyanusu'nun sığ sularının bulunduğu bir bölgede geçiyor. Foster, 1.günden başlayıp gün gün ilerlediğine dair bizlere bilgi veriyor. Bu belgesel için bu noktada, kişisel bir belgesel desek sanırım yanlış olmaz. Bir canlının yaşantısına gün gün dahil oluyor ve bu sayede bizler de onunla kurmuş olduğu bağa şahit oluyoruz. Ahtapot kollarından birini Foster'a uzatıp dokunduğunda eminim çoğumuz değişik duygular yaşadık. Ben ilk başta inanamadım. Zarar vermeden sadece dokunması ve aksine onunla bir bağ kurmaya çalışması beni inanılmaz etkiledi. Çok ama çok özel bir andı benim için, eminim izleyenler için de öyledir. Bunun yanında köpekbalığının ahtapota saldırdığı anda içimiz acıdı, üzüldük. Belgeseli izlerken ahtapotun gösterdiği her davranışı bende merak uyandırınca onunla ilgili biraz araştırma yapmak istedim.


Öncelikle belgeselde bizlere gösterdiği yaşantısı sonucu elde ettiğim çıkarımlardan bahsetmek istiyorum. Kendini korumak için değişik şekillere giriyor. Deniz kabuklarını kendisine yapıştırarak sanki bir süs eşyasıymış gibi gösteriyor. Belgeselin girişinde bu halini yansıttığında ben onun ahtapot olacağına ihtimal bile vermemiştim, aynı onu izleyen şaşkın balıklar gibi. Kendi güvenliğini tehdit edecek unsura temkinli yaklaşması, kalkanını hazırlaması, yosuna karışması ya da tehlikeli durumlarla başa çıkması gerçekten onun omurgasızlar içinde en zeki canlı olarak gösteriyor diyebilirim. Köpekbalığı saldırısından sonra onun sırtına kendini alıp daha sonra usulca ondan kurtulması bunun bir örneği.





Belgeselde ahtapot, köpek saldırısına uğradıktan sonra kolunun bir kısmı kopuyor. Ve kolu kopan ahtapot bir süre hasta gibi kalıyor ve iyileşmesi zaman alıyor. Bu noktada bembeyaz olarak karşımıza çıkıyor ahtapot. Ahtapotların buradan yola çıkarak bir kaç özelliğinden bahsetmek istiyorum. Renk değiştirebilmeleri, kopan kolların yerine tekrar kol çıkarabilmeleri, üç kalplerin olması ve kanlarının kırmızı değil mavi olması. Tüm bunlara belgesel izlerken şahit olduk sadece, az önce de söylediğim gibi tamamen bilgi akışında bulunan bir belgesel olmadığı için tüm bu özelliklerin hepsini izlerken gördük, öğrendik ve aslında bilgi sahibi dolaylı da olsa olduğumuzu düşünüyorum. Belgeselde ahtapotun köpek balığı saldırısı sonrasında kolunun kopması ve kopan kolun yerine yenisin çıkması, ya da saldırıya uğrayan ahtapotun kanının renginin mavi olması. O sahnede ben de kırmızı bir kan aradım, hatta "hani kan nerede ki?" kendi kendime soru sordum. Mavi renk olmasının sebebi de kanlarında demir yerine bakır olması. Ve bu bilgiyi bu sayede yeni öğrenmiş oldum.

Belgesel sonrasında öğrendiğim bir diğer bilgi ise şuydu. İnsanların 100 milyon nöronu varken ahtapotlar ise 500 milyon. Sahip olduğu nöronların 1/3'ü beyinde geri kalan kısmı kollarında. Yani kollarıyla sinyalleri alıp beyinden bağımsız hareket ediyor. Hatta kollarıyla tat alabildikleri, düşünebildikleri ve görebildikleri belirtiliyor. Belki de belgeselde de izlediğimiz üzere kolu kopan ahtapotun iyileşmesi zaman alıyor, hasta gibi yatıyor ve renk değiştirmeyerek bembeyaz karşımıza çıkıyor. Kendi boyutundan çok küçük yerlere gövdesini sıkıştırıp girebiliyor. Bu yöntemle çok iyi saklanıyor. Çok hızlı hareket edip korunmak için mürekkep fışkırtıyorlar. Yaşam süreleri çok uzun değil. O kadar farklı özellikleri var ki hepsini burada yazmam mümkün değil, ilginizi çekerse sizler de okuyun derim. Gerçekten enteresan canlılar...


Belgesel kategorisinde Oscar adayı olan "Ahtapottan Öğrendiklerim" aslında diğer belgesellerden oldukça farklı. Belgeseller genelde bilgi verir. Mesela bu belgeselde ahtapot ya da okyanustaki hayat hakkında bilgi verilmiyor daha çok kendi hayatımıza dair bir şeyler öğreniyoruz. Yani bildiğimiz belgeseller gibi bir bilgi akışı yok. Aslında ahtapotun hayatını değil de kendi hayatımızı yorumluyoruz. Zekasıyla, yakınlığı ve özellikle hayatta kalma mücadelesiyle bu ahtapot beni aşırı etkiledi. Hepimizin hayatında da onunkine benzer izler var. Ve en önemlisi belgesel, bu gezegendeki her canlının hayatının ne kadar değerli olduğunu bizlere gösteriyor. Etkilenmemek mümkün değil. Umarım belgesel kategorisinde ödülün sahibi olur, merakla bekliyorum.


Yazımı müzikle sonlandırmak istiyorum. Ahtapotların deniz kabuklarıyla evini süslediğine belgeselde şahit olduk aslında. Ahtapotların bu özelliği Beatles grubunun "Octopus's Garden "şarkısına ilham oluyor. Bu da oldukça ilginç. Belgeselin fragmanını ekliyorum, umarım ilginizi çeker ve su altında harika bir yolculuğa çıkarsınız. Keyifli seyirler herkese!



0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör