• Yiğit Potuoğlu

Leviathanlar




Tüm dünya toplulukları, Leviathanlar, yani devletlerin içerisinde kendilerini idame ederler ve yaşarlar. Bu toplum; belki 1.5 milyarlık bir kitlenin sorumluluğunu taşıyana bir Leviathana dahildir, belki de Hint okyanusunda bulunan, dünyanın en ilkel kabilesi olan Sentinelliler yönetimine dahildir, fakat her şekilde bir Leviathana, yani devlete dahildir. Durum bu kadar kapsayıcı ve önemli olunca, hali ile neredeyse insanlık kadar eski de oluyor. Leviathanlar ve Leviathanların farklı zaman dilimlerinde işleyiş şekillerinin ilk tartışmaları, milattan önce 450 ve 350 yılları arasında, Platon aracılığı ile karşımıza çıkıyor.


Platon’un kaleme aldığı, Sokrates’in bir sürü Antik Yunan filozofu ile birebir ve grupsal diyaloglarını ele alarak yazılmış olan “Devlet” kitabını duymuşuzdur. Devlet kitabı, kendi içerisinde on farklı adet kitaptan oluşuyor ve bu kitapların sekizinci kitabı tamamı ile Leviathanlar ve Leviathanların farklı zaman dilimlerindeki işleyiş bağlamlarını ele alıyorlar. Bende sizlere birlikte bu konuyu incelemek istiyorum. Yapacağımız şey ise şu, bir devletin kurulma aşamasından, yıkılma aşamasına kadar, politik yönetim şekilleri bağlamlarında yönetim tiplerini sırası ile ele alacağız. Dilerseniz başlayalım.


Aristokrasi (1): Sokrates’e göre, devletler ilk olarak aristokrasi ile kendilerini idame etmeye başlarlar. Her toplumun içerisinde, yönetim tipi ne olursa olsun, yine toplumun içerisindeki belli başlı bir grubun; köken, güç veya başka bir sebep sayesinde “soylu” olarak adlandırılabileceği ve bu kişilerin yönetiminde (sırf soy geçmişleri sebebi ile) ön plana çıkabileceği Sokrates tarafından ifade edilmiştir. Bunu ifade eden Sokrates, aynı şekilde Antik Yunan’da var olan bir inançtan da bahsetmektedir. Bahsettiği inanca göre, aradan zaman geçmesi ile birlikte matematiksel ve biyolojik bir hesap ile bir ailenin genetik kanlarının bozulması sebebi ile zamanla aristokrasinin son bulduğu yönündedir. Kitapta fazlaca detay barındırarak yazılmış olan bu matematik hesabı sebebi ile, aristokrasi zamanla kendi kendine sona erer.


Timarşi (2): Aristokrat sınıfın yönetimde bu tarz bir durumla karşılaşması sebebi ile, artık yönetime güçlü olanlar geçer, peki ne olarak güçlü? Dünyadaki tüm toplumlarda (bu para olmasa bile) geçim kaynağı olan şey, para hep en büyük gücü temsil etmiş olduğundan bu dönemde artık parası olan yönetime geçer.


Oligarşi (3): Bu durumun meydana gelmesinin ardından, tepedekiler hep en zenginler olur ve hep en güçlü olmak için en zengin olmaları gerekir, para harcayamazlar. Bu durum, (zengin olan kişinin para harcayamaması) zamanla bu kitle için anlamsız bir işkence haline dönüşür ve artık insan evladının basit ama derin zihin yapısı sebebi ile parça harcamaya başlarlar. Durum bu olunca, para, yani kudretin sembolü olan şey kudretliler tarafından harcanmaya başlayınca sistem kendi kendine sona erer ve artık paradan ziyade, hangi varyasyonda olmuş olduğu fark etmeksizin (bu döneme göre; bilek gücü, belki yine para, güzellik/yakışıklılık, vesaire olabilir) “güçlü” olan belirli bir kesim başa geçer ve buna oligarşi denir. Oligark, yani fazlaca spesifik bir kesimin başına geçmesi durumu Oligarşide değil, Aristokrasi’de başlar. Hatta, her ne kadar Sokrates bu düzen dizinimin de bu durumdan bahsetmemiş de olsa, Saltanat sisteminde de görülür.


Demokrasi (4): Tüm bunlara uzun zamandır şahit olan halk bir süre sonra tüm bu durumlarda olan ortak şeyin “oligark” bir kesim olduğunu görür. Yönetimde direkt olarak olmasa bile dolaylı olarak payının olması gerektiğine inan halk, ilk kez Antik Yunan’da “Demokrasi” denen şeyi bulur. Demokrasi kendi kendini idame eder iken, belli başlı problemler gözükmeye başlanır ve bir tanesi ön plana çıkar. Bu problemlere; bir zanaatkarın siyasetçi olabilmesi, toplumsal fikir paylaşımı açıklığını örnek verebiliriz. Fakat, bir problem fazlaca ön plana çıkmaya başlar ve o da şudur: Demokraside toplumsal ve siyasi haklarını fazlaca elde eden (beğenmediği şeyi bitirebilmeye başlaması sebebi ile) halk, artık karşılaştığı en ufak bir yanlışta fazlaca devlete karşı isyan etmeye başlar. Bu durumu daha iyi izah etmek için günümüzden örnekler vermek isterim, demokrasinin fazlaca gelişmiş olduğu bir ülkeyi inceleyelim, mesela Birleşik Krallık. Birleşik Krallık’da, pandeminin başından beri, maske takmanın “zorunlu” olmasına karşı fazlaca sert protestolar halk tarafından gerçekleştiriliyor. Başka bir örnek olarak Hollanda örneğinde, sokağa çıkma yasağının zorunlu olmasına karşı halk çok büyük isyanlara imza atıyor. Bu durumu, günümüz Çin Halk Cumhuriyeti’nde göremezsiniz, değil mi? Bu durum, zamanla demokrasinin en büyük problemi haline geliyor. Durum bu olunca, devlet, (tarihteki tüm örneklerde olduğu gibi) demokrasinin her zaman olmasa da çoğunlukla beraberinde getirdiği sınıf farkını sinirli halkı sakinleştirmek için kullanıyor. Zenginden alıp, fakire veriyor. Bu durum karşısında, zamanla zengin vermemeye başlıyor ve isyan ediyor. Zenginin vermemesi sebebi ile de, fakir isyan ediyor. Demokrasi sona eriyor.


Tiranlık (5): Peki, demokrasi kadar ilerici (?) bir rejim bu kadar yanlış bir şekilde sonra eriyor ise hangi şekilde sona eriyor, yine bu gibi naif ve ilerici bir şekilde mi? Tabii ki hayır. İnsan evladının içerisinde, hep bir kaos ortamında topluluk içerisinden birini lider yapmak, atamak, onu seçmek vardır. Az önce yazdığım şeyleri baz alırsak, demokrasi bir felaket gibi sona erer ve halk, bir alt yapıya dayanmadan (bu durum fazlaca önemlidir), arasından bir kişiyi lider ilan eder. Bu lider, bir sistemi temsil etmez, sadece kendisini temsil eder. Bu durum, onu çok hızlı bir şekilde kral haline getirir. Gelişinin bir sistemi olmadığı gibi, gidişinin de bir sistemi yoktur ve çok uzun vadeli bir kariyere sahip olur. Zaman geçtikçe, kişi her kararını kendisi alıyor olduğundan, halk bunu da beğenmez ve kişiye karşı aksi aksiyonlara alır. Bu dönemin başlaması ile birlikte, kral artık zorba (tiran) haline gelir. Gücünü devam ettirmek adına, çevresindeki tüm tehdit unsuru barındıran durumları temizler ve tüm çevresini kendi inançlarını taşıyan durumlardan, insanlardan oluşturur. Zorbalığını devam ettirmek adına, düşünce özgürlüğü başta olmak üzere birçok şeyi yasaklar.


Tiranlığın nasıl sona erdiği, kitapta belirtilmemiştir. Fakat, tarih bize bu durumun örneğini birçok kez iç savaş olarak vermiştir.


0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör