• Yağmur Kaya

Lale Fabrikasından Endüstriyel Açık Ofise Uzanan Bir Dönüşüm Hikayesi

Gebouw Voor De Bloembollencultuur, Heemstede


Bilindiği üzere çiçek yetiştiriciliği, özellikle laleler, Hollanda’nın simgesi olmasının yanı sıra ciddi de bir gelir kaynağı. Yapımına 1924’te başlanıp 1928’de tamamlanan, Mimar J. Zietsma tarafından tasarlanan bu gösterişli yapı da, arkasındaki geniş arazilerle birlikte planlanarak, lale soğanları üretmek için inşa edilmiş. Yapı Amsterdam School’un son yıllarına denk gelse de, farklı boyut ve şekillerdeki pencere boşlukları, tuğla kullanımı, binanın yüksek kütlelerindeki kule etkisi ile akımın neredeyse tüm özelliklerini taşıyor, zaten yapı için Amsterdam School Akımı’nın ikinci jenerasyonu deniyor.



Yapı, Leidsevaartweg’de, Leidsevaart anayolu ile demiryolu hattı arasındaki dar parselde yer alıyor, önündeki dar yolun ardından da kanal Leidsevaart (Trekvaart Haarlem-Leiden) geçiyor. Arkası ise geniş tarım arazileri ile çevrili.



Yapının planı da, cephesi gibi neredeyse simetrik, her hacim işlevine göre ayrılmış ve ayrı işlevli bloklar, farklı yüksekliklerde olacak şekilde tasarlanmış. Ortada bulunan bloklar daha çok ofis ve yönetim gibi idari işler için kullanılırken, sağında ve solunda bulunan iki katlı hacimler kurutma ve paketleme alanları olarak ayrılmış.




Taşıyıcısı çelik olan fabrikanın duvarları, kırmızı tuğlalar ile örülmüş ve yer yer özgün el işçilikleri ile farklı detaylar kullanılmış.




Araziyi çevreleyen bahçe duvarları da mimar tarafından tasarlanmış ve en az duvarlardaki kadar ince bir dekoratif işçilik kullanılmış. Girişinde de tıpkı yapı gibi ağır ve görece kaba gelen geniş tuğla kaplı blokların içinde, bahçe duvarlarının hemen arkasında uzun, sık ağaçlı ve binayı dengelediğini söyleyebileceğimiz bir yeşil alan bulunuyor.




Bir çiçek fabrikasının ciddi bir yatırım yapılarak, bu kadar büyük ve gösterişli yapılmasının sebeplerinden biri de birinci dünya savaşı sonrası toparlanma, kültürel güç gösterisi ve “çiçeklenme”nin yapıya yansıtılması olarak söyleniyor.



Zamanla işlevini yitiren fabrika, 2017 senesinde sahibi Erik Paulus tarafından, çatısında 1650 güneş paneli çalışan ve mekanın içinde geniş yeşil alanları olan bir açık ofise dönüştürülüyor. Genç firmaların, günün büyük çocuğunluğunu ofiste geçirdikleri için yeşil ile iç içe olmalarının önemli olduğunu düşünerek, I+Y iç mimarlık ofisi ile birlikte yaptıkları çalışma sonucu, fabrika “Bulb Spaces” olarak kapılarını yeniden açıyor. Tarihi eser koruma kapsamında olduğu için yapının dış cephesine logo asmak dahil en ufak bir müdahalede bulunamıyorlar, ancak içini, yapının ruhuna zarar vermeden restore etmişler. Halihazırda çelik konstrüksiyonu bulunan sistemi destekleyerek, taşıyıcıları görünür hale getirmişler, zemin oldukça sade bir beton, duvarlar ise mevcut tuğla duvarlar ya da beyaz boyalı. Bazı yerlerde yapının yüksekliğinden yararlanarak asma katlar oluşturmuşlar. Mobilyaların çoğu da hareketli tercih edilmiş, yani aslında mekana rengini verenler, kiralayan ofisler ve çalışanları.




Ana mekanın ortasında herkesin kullanabildiği geniş bir mutfak adası bulunuyor. Ayrıca binaya yayılmış halde bulunan toplantı odaları, telefonla konuşma bootları, oturma alanları gibi bir sürü ortak kullanımlı alanlar da var.




Mekanın içinde farklı büyüklükteki ofisler için farklı büyüklükte m2 kiralanıyor, geçici sergiler yapılabiliyor, koridorlarda yer alan siyah konteynırların içinde ilgi çekici vitrinler kurulabiliyor. Farklı disiplinlerden ofisler çalıştığı için yanınızda aydınlatma firması çalışırken, karşıda moda tasarımı yapanları görmek mümkün. Bu farklılıklarda aslında mekanın sirkülasyonuna güzel bir dinamizm katıyor.



İlk yapıldığında ofis olarak planlanan yerde şu an binanın sahibinin yaşadığını söylemişlerdi bana ama ne kadar doğru bilmiyorum, bununla ilgili bir kaynak bulamadım. Bu kadar geniş ve merkeze nispeten uzak bir alanda, üst katları da restorasyon sırasında dönüştürüp ev yaptırmış olma fikri çok da uzak gelmiyor.


Tasarımlar ilk yapıldıkları halleri ile kalmıyorlar, zamanla çeşitli dış etkenler tarafından mutlaka makro ya da mikro değişime uğruyorlar. Ve mekanın terkedilmesindense, bu proje gibi, sonunda hem yapıyı, hem mekanı getiren dönüşümler beni çok etkiliyor.


Bonus:


Sebebini anlamadığım bir şekilde lenslerim Amsterdam iklimine ayak uyduramamışlardı ve ilk kez yanıma yedek lens almadan çıktığım bir seyahatti. Hollanda’nın Gratis’i gibi bir yerden hazır numaralı gözlüklerden almıştım. Bu fotoğraf da cuma günü çekilmişti, çünkü cumaları saat 5’te farklı alanlarda çalışan ofisler tanışıp kaynaşsınlar diye happy hour başlıyordu. Ama her mimarın her zaman “acil yetiştirmesi gereken” bir işi olduğu için, ben de yine bir çizim yetiştirmeye çalıştığımdan, biramı alıp masaya geri dönmüştüm.. Neyse ki birlikte çalıştığım mimar sonrasında güzel bir akşam yemeği ısmarlayıp, bir daha gidersem mutlaka uğramak istediğim güzel bir de barla tanıştırmıştı beni de, öyle telafi etmiştik. Orası da başka bir postun konusu olsun.



Photos: amsterdamse-school.nl, www.bulbspaces.com, Yağmur Kaya

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör