• Nurhilal Önür

Kuzeyli Leonardo: Albrecht Dürer

Günümüzde birçok mecrada, çoğu sanatçıyla ilgili paylaşılan şeyleri okuyoruz ve öğreniyoruz. Batı sanat tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Albrecht Dürer’in, bir sanat tarihçisi olarak daha çok bilinmesi ve öneminin kavranması taraftarıyım.

Albrecht Dürer 27 Mayıs 1471’de Macaristan kökenli bir ailenin üçüncü çocuğu olarak Nürnberg’de dünyaya gelir. Babası kendi mesleği de olan kuyumculuk sanatını, küçük yaştan itibaren oğluna da öğretmek ister. Fakat bu sıralarda Albrecht Dürer kendi kendine resim ve desen çalışmaları yapmaya başlamıştır. Bu yeteneğinden dolayı 1486’da babası Albrecht Dürer’i ressam ve ahşap baskı ustası Michael Wolgemut’un atölyesine verir. Daha 13 yaşındayken yaptığı otoportesi, yeteneğinin ne ölçüde olduğunu göstermektedir.



(Kağıt üzerine gümüş uçlu kalem, Albertina/Viyana)



Bu atölyede geçirdiği çıraklık döneminden sonra Nürnberg’den ayrılarak önce İtalya, ardından Frankfurt, Hollanda ve Strazburg’a gidip; gravür ustaları, ressam ve heykeltraşlarla çalışma fırsatı bularak kendini geliştirdi.


Dürer en çok anatomi, perspektif, oran-orantı gibi konulara ilgi duyuyordu ve bundan dolayı kendini devamlı geliştiriyordu. Ahşap baskıları öyle beğenilip dikkat çekerek satın alınıyordu ki, ünü günden güne yayılıyordu. Yaptığı gravürlerin birçoğu kopyalanmaya başladığı için eserlerine kendi imzasını atmaya başlamıştı.


Birçok kişiyi etkileyen İtalyan Rönesansı elbette Albrecht Düreri de etkilemişti. Dürer’i diğer sanatçılardan ayıran en önemli etken kuzey ve güney arasında bir bağlantı kurmuş olmasıdır. Baskı resimleriyle birçok İtalyan ressamı etkiler ve insan vücudunun oranı hakkında Almanca yazdığı, Latince ve İtalyanca’ya çevrilen metniyle çok önemli bir yer edinerek ‘’Kuzeyli Leonardo’’ olarak anılmaya başlar.


Kendi portrelerinde dalga dalga inen saçlarını sıkça görürüz. Otoportrelerinde bu adeta onun kimliğidir. Yirmi sekiz yaşındayken yaptığı portresi sanat tarihinin en önemli otoportrelerinden biri olmuştur. Kürk yakalı ceketi, dalgalı ve son derece bakımlı gözüken saçları, ceketinin yakasını eliyle tutan özgüvenli duruşuyla kendini adeta Hz. İsa gibi tasvir etmiştir.



(Panel üzerine yağlı boya, Alte Pinakothek/Münih)



6 Nisan 1528’de Nürnberg’de ölen sanatçı sürekli araştıran, okuyan, yeni şeyler öğrenmeye hevesli bir sanatçıydı. Öğrendiklerine kendine özgü bir bakış açısı kazandırıyordu. İnsan vücudunun oranlarıyla ilgili yazdığı kitaplar Avrupa dillerine çevrilerek tüm kıtaya yayıldı. Kuzeyli Leonardo olarak anılması, Leonardo Da Vinci gibi fazla üretken olmasından dolayıdır. Bugün, üstünde uzun uzun konuşabileceğimiz birçok araştırma ve eserleriyle büyük bir birikim bırakmıştır.


0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör