• Merve Ulusal

Jean-Paul Sartre’ın Hayatı, Eserleri ve Nobel Edebiyat Ödülü’nü Reddedişi

Sartre’ın Çocukluk ve Gençlik Yılları

Jean-Paul Sartre 1905'te doğdu. Kendini bildiği, içine doğduğu dünyayı seçtiği zaman, babasını kaybetmişti. Çocukluk yıllarının hikayesi olan ''Kelimeler''de ''Öksüz bir çocuk oluşumdan memnunum. Yoksa babamın gölgesi bütün hayatımı karartabilirdi.'' diyor. Babası yoktu ama Sartre yine de, tam anlamıyla burjuva bir aile çevresi içinde büyüdü. Bu evde genç annesinden başka, biri katolik, diğeri protestan iki büyükanne vardı. Babasının ölümünden sonra döndükleri, annesinin baba eviydi bu... Annesiyle sık sık parka giderler, küçük Jean-Paul orada oynayan çocukları uzaktan seyrederdi. Çirkin ve yalnız bir çocuktu. Çocuksuz, arkadaşsız, oyunsuz bir dünyası vardı ve bu dünya, büyük babanın tıka basa kitapla dolu çalışma odasıyla sınırlıydı.

Sartre, ünlü Ecole Normale Superieure'e 1924'te girdi. 1929'da felsefe doktorasını vermişti. Lise öğretmenliği Havre'da başladı. Sonra onu, kravat takmayı da reddeden bir felsefe öğretmeni olarak Pasteur ve Condorcet liselerinde, yani Paris'te görüyoruz. 1945'e kadar devam ettiği bu görevinden o sene, süresiz izinle ayrılacaktır.


Nobel, Jean-Paul Sartre'ın reddettiği ilk müessese değildir. İkindi Dünya Harbi sonunda Fransa'ya renk ve bütün dünyaya ses veren insanın hayat hikayesi, denilebilir ki peş peşe sıralanmış redlerden ibarettir. Reddettikleri arasında Tanrıyı, kurulu düzenlerin tümünü, bu arada ailesini, klasik anlamıyla edebiyatçıyı, filozofu, aksiyon adamını, sayısız dostlukları, zümreleri, partileri, kalıplaşmış bütün düşünceleri... Nobel, bu zincirin en son halkasıdır diyebiliriz.


Sartre 2 yaşında




Gençlik Yılları



Sartre ve Eserleri

Jean-Paul Sartre başlıca üç yönde eser vermiştir: Felsefe, roman ve tiyatro.

1936'da ilk eseri Hayal Kurma çıkmıştır. 1940'ta Hayale Dayanan kitabı onu takip etmiş, daha sonra felsefe alanında en önemli eseri olan "Varlık ve Yokluk" yayınlanmıştır.

Roman ve hikayelerinden ilki, 1937'de yayınlanan "Bunalım"dır. 1938'de çıkan "Duvar"da hikayelerini derlemiştir. Kitaptaki ''Bir Şefin Çocukluğu'' isimli hikayesi büyük yankı uyandırmıştır.

Sartre'ın bu yöndeki en önemli eserlerinden biri de ''Hürriyetin Yolları''dır. Eserleri arasında, tek gerçek roman olmaktan öte bir anlama sahiptir. Adını Sartre için bitmeyen bir arayıştan alan bu serinin tamamlanmayışı, çeşitli yorumlara yol açmış ve sonunda şu karara varılmıştır: Hürriyet yollarının sonu, bir varış noktası yoktur. Bu yollar sonsuza açılır, ya arayışı hedef bilerek üzerinden yürünür, ya da vazgeçilerek terk edilir.

Sartre'ın tiyatroda ise ilk eseri ''Sinekler''dir. Gizli Oturum, Mezarsız Ölüler, Saygılı Yosma, Kirli Eller, Şeytan ve Allah diğer tiyatro eserleridir.


Sartre ve Nobel

Yazar, Nobel'i neden reddettiğini, İsveç gazetelerine gönderdiği bir mektupla açıklamış ve bu açıklama bütün dünyada geniş yankı uyandırmıştır.

NİÇİN REDDETTİM?


"Hadisenin bir skandal niteliği almasından üzgünüm: Bir ödül verilmiş, ben reddediyorum, sebep, hazırlıktan vaktinde haberdar edilmeyişimdir. 15 Ekim tarihli Figaro Litteraire'de İsveç muhabirlerinin yazdıklarını okuyup, İsveç Akademisinin beni seçmek eğiliminde olduğunu, ama henüz kararlarının kesinleşmediğini öğrenince, sandım ki, Akademiye bir mektup yazarak durumu düzeltebilir ve bu meselenin söz konusu edilmesini önleyebilirim, Mektubu ertesi gün gönderdim.


Doğrusu, Nobel ödülünün seçilenin fikri alınmadan verildiğini bilmiyor ve vaktinde harekete geçtiğimi sanıyordum. Ama bir seçim yapan akademinin, sözünden dönmeyeceğini şimdi anlıyorum.

Ödülü reddediş sebeplerim İsveç Akademisiyle ya da Nobel ödülüyle doğrudan doğruya ilgili değildir. Bunu, Akademiye yazdığım mektupta da belirttim. Orada iki çeşit sebep üzerinde durdum: Şahsi olanlar ve objektif sebepler.

Şahsi sebeplerim şunlar: Red, o anda içimden gelmiş bir karar, bir davranış değildi, ben resmi payelere her zaman dirsek çevirdim. Harpten sonra 1945'te, Legion d'Honneur verilmek istendiği zaman da, hükümette pek çok dostum bulunduğu halde reddettim. Yine bazı dostlarımın beni yeterli görmelerine rağmen, College de France'a girmeyi de kabul etmedim.

Bu tutumun temelinde benim, yazarın görevine dair anlayışım var. Siyaset, topluluk ya da edebiyat meselelerinde bir tutumu benimseyen yazar, bence ancak kendi imkanlarını, yani kalemini ve kağıdını kullanmalıdır. Kabul edeceği her paye, okuyucularını bir etki karşısında bırakır ki, işte ben bunu istemiyorum. İmzamı -Jean Paul Sartre- olarak atmakla, -Jean Paul Sartre. 1964 Nobeli- diye atmak, aynı şey değildir, diyorum.

Bu çeşit bir ödül kabul eden yazar aynı zamanda onu bu şerefe layık gören kurumu veya müesseseyi de bir yük altına sokmuş olmaktadır: Venezuella çetecilerine karşı duyduğum yakınlık, şimdi sadece beni bağlar, oysa Nobel ödülü kazanmış Jean-Paul Sartre Venezuella'daki ayaklanmayı desteklediği zaman, kendisiyle birlikte, bir müessese olarak Nobel’i de peşinden sürüklemiş olur.

Demek ki yazar, şimdi benim için söz konusu olduğu gibi, en şerefli bir şekil altında bile müesseseleştirilmeyi reddetmek durumundadır.

Bu hükümet ve tutum sadece kendimle ilgilidir, yoksa daha önce mükafatlandırılmış olanlara karşı en küçük bir tenkit niyeti taşımaz. Kaldı ki onlardan, tanışmak mutluluğuna erdiğim pek çoğu hakkında derin takdir ve hayranlık duyguları beslemekteyim.

Objektif sebeplerimi de şöyle sıralayabilirim:


Kültür alanında bugün yapılabilecek tek şey, Doğu ve Batı kültürlerinin bir arada ve barış düzeninde yaşamaları için mücadele etmektir. Hemen sarmaş dolaş olsunlar demek istemiyorum, bu iki kültür arasındaki karşılaşmanın zorunlu olarak bir anlaşmazlık şekline bürüneceğini bilmiyor değilim, ama bu karşılaşma, işe müesseseleri karıştırmaksızın, insanlar arasında, kültürler arasında olmalıdır, diyorum.

Bu iki kültürün çatışmasını ben, kendi varlığımda olanca derinliği ile duydum, duyuyorum: Ben, bu çelişmelerden yapılmışım. Gönlüm, inkar edilmez şekilde sosyalizmden, yaygın deyimiyle Doğu blokundan yanadır; ama ben bir burjuva ailede doğmuş, burjuva kültürüyle beslenmişim. Bu durumum, iki kültürü bağdaştırmak isteyenlerin tümüyle iş birliği etmemi kolaylaştırıyor. Böyle de olsa, ben daha iyinin, yani sosyalizmin kazanmasından yanayım.

Varlıklarına bir diyeceğim olmasa da, yüksek kültür divanlarınca dağıtılan payelerden hiçbirini, yalnız Batı'dan değil Doğu'dan da gelse, kabul edemeyişim bu yüzdendir.

Nobel günümüzde Batı blokuna yazarlarına ya da Doğu'da başkaldıranlara verilen bir ödül olarak görünmektedir. Mesela, Güney Amerika şairlerinin en büyüklerinden biri olan Neruda ödüle değer bulunmamıştır. Herkesten fazla layık olduğu halde Louis Aragon ciddi olarak hiç düşünülmemiştir. Ödülün Şolokof'tan önce Pasternak'a verilmesi ve Sovyetlerden seçilmiş tek eserin, memleketinde yasaklanmış ve ancak dışarıda basılabilmiş bir kitap olması da, esef edilecek bir durumdur. Halbuki karşı yönde bir davranış, pekala dengeyi sağlayabilirdi. Cezayir Savaşı günlerinde, 121'ler beyannamesini imzaladığımız sırada verilseydi, Nobel’i sevinçle kabul ederdim, zira o zaman bu mükafat sadece bana değil, uğrunda savaştığımız hürriyete de şeref kazandıracaktı. Ama bu olmadı ve ben, savaş bittikten sonra ödüle layık görüldüm.

Ödülü geri çevirmeyi, kabul etmekten daha az tehlikeli buluyorum. Kabul etmekle, ''Bağımsızlıktan taviz verme'' diyebileceğim bir sonucu da benimsemiş olurdum.

Bitirmeden, para meselesine de değinmek isterim: Seçimine çok büyük bir para ödülü de eklemekle Akademi, seçtiğinin omuzlarına çökertecek bir yük daha ilave etmiş olmaktadır; bu, hadisenin beni ayrıca rahatsız eden yanı oldu. Şimdi, ya ödülü kabul ederek aldığınız parayla önemli saydığımız kurumları veya hareketleri destekleyeceksiniz: kendi hesabıma hep, Londra’daki Apartheid'i düşündüm.

Ya da genel prensipleriniz adına mükafatı reddederek deste ihtiyacı olan bir hareketi bundan yoksun edeceksiniz. Ne var ki bence bu, kalp bir meseledir. 250.000 kronu geri çeviriyorum, çünkü Doğu'da olsun, Batı'da olsun müesseseleştirilmek istemiyorum. Kaldı ki sizden, 250.000 kronu sırf şahsi düşünceleriniz için değil de, ancak arkadaşlarınızın da katıldığı ortak prensipler adına reddetmeniz de istenemez.

Seçilişim kadar ödülü geri çevirmek zorunda kalışımın da bana acı gelişi bundandır.

Bu açıklamayı İsveç halkına sevgilerimi ileterek belirtmek isterim.

Jean-Paul Sartre"



Yazar daha sonra 1976’da yayınlayan BBC’nin felsefe belgeseli All Too Human’da şöyle bir açıklama daha ekliyor: Siyasete dahil olduğum için, burjuva düzeni ‘’geçmiş hataları’’ örtmek istedi. Şimdi, bir kabul var! Ve böylece bana Nobel Ödülü’nü verdiler. Beni ‘’affettiler’’ ve hak ettiğimi söylediler. Korkunçtu!



0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör