• Mehmet Şimşek

iyiden iyiye

Haklarını yeme. Bazı adımları atmak senin de içinden gelmiyor. Çünkü sonunda tabanların acıyor. Bağcığın çözülmüş, durdunuz. Bağladın, iki adım sonra yine çözüleceğini bile bile. Tutmuyor, diyordun. Hiçbir şey birbirini tutmuyor, herkes bırakmaya yer arıyor. Olmadık yerlerden çıkardığın dramlara acıdıklarını düşünüp acınacak olmanın kayıtsız huzurunu duyuyordun. Şaka yollu: “Siz gidin, buralar bana emanet.” Bağlılığından değildi bu, yazgındandı, korkulu yazgından. Coğrafyadan bağımsız, ömürlük bir sürgündün sanki, böyle lâfları kitaplardan öğreniyordun.



Sen zaten hep bağlanacak bir şeyler arıyorsun. Ona, kalan olmaktan korktuğunu anlattığında uçarı, toy ruhundan işitmiştin bu öğretilmiş cümleleri. Ki dinlesin istemiştin sadece, cümlen bittiğinde bir iç çekip uzaklara baksa yetecekti. Şimdi görse, iyiden iyiye başardın kalmayı. Kabul etmeyi, alışmayı, unutmayı.


Yaşamını bir tarihçi titizliğiyle dönemlere ayırmak alışkanlığın vardı. Duraklıyordun. Kendine altı ay verdin, yalnız ve kimsesiz geçecek bir yaz, bir güz. Altı ay... Mahalledeki dutlar dibine akacak, her yer akasya, ıhlamur kokacak, çok yağmur yağsa da cadde ağaçları kuruyacak, ağustos sıcağında güneye yakın taşralarda ormanlar yanacak, yaz rehaveti acıları unutturacak, anne ve baban biraz daha yaşlanacak, sen daha beter büyüyeceksin. Ağlayacak ve arınacaksın, duvarlarla konuşacaksın, kayıplarını unutacaksın, daha temiz hissedeceksin, çünkü hareketsizsin, altı aydır, duruyorsun, salınıyorsun, sonra herkes yeni, herkes başka. Lütfen öyle olsun.


Önce bir selvinin gölgesinde lâflamıştınız. Sonra bir kusurlu veda. Ve şimdi, geçmişin şimdisinde yürüyorsunuz. Adımların hızlı, yavaşla. Acelen yokmuş gibi davranma ödevin var bugün. Şakaya vurmuştun, "Unutmayın beni ha, gelin, kapımı çalın ara sıra," demiştin. "Aşk olsun, unutur muyuz hiç seni?" Hiç… Kaygılar, haklı endişeler, dile gelirken alaya alınır. Yoksa nasıl yaşar insan? Unuttular.


Haklarını yeme. Bazı adımları atmak senin de içinden gelmiyor. Çünkü sonunda tabanların acıyor. Bağcığın çözülmüş, durdunuz. Bağladın, iki adım sonra yine çözüleceğini bile bile. Tutmuyor, diyordun. Hiçbir şey birbirini tutmuyor, herkes bırakmaya yer arıyor. Olmadık yerlerden çıkardığın dramlara acıdıklarını düşünüp acınacak olmanın kayıtsız huzurunu duyuyordun. Şaka yollu: “Siz gidin, buralar bana emanet.” Bağlılığından değildi bu, yazgındandı, korkulu yazgından. Coğrafyadan bağımsız, ömürlük bir sürgündün sanki, böyle lâfları kitaplardan öğreniyordun.


Ölgün bir pazar, ve bakın, yine dram. Bir şeyler olsun diye bekliyorsun. Boşuna bekleme. İyiden iyiye yalnızsın, iyiden iyiye koca bir yaz, koca bir güz var önünde yaşanacak, yalnız yaşanacak. Yazlar niye hep uzak, yazlar niye hep kimsesiz, yazlar niye hep sinsice geliyor, hep gösterişli bir yalnızlık ilanına dönüşüyor yazlar, niye? Yazlar niye bir özlem, bütün bütüne?


Aylar önce, herkese ait bir kışı yaşarken kalabalıktı evin. Yeni yaşına giriyordun. Sana sürpriz hiçbir şey yoktu, sürprizleri pek sevmedin. Bilerek yaşama tutkusu, her şey dünden belli, ya da daha erkenden. Neredeler? Kahkahalar, görünmez bağlar, çoğul sohbetler... Kalabalıktı, ve sıcak. Koltuğun tepesinde oturuyordu biri. "Rahatım canım, yok yok, rahatım gerçekten." Herkes kendine yer bulabiliyordu, kimsenin şikayeti yok.


Birkaç gün sonra kenti terk ediyorlar. Yalnızlığını iyiden iyiye hissediyorsun. Kimsesiz kalacaksın. Bir dikdörtgen düşünün. Küçük, kara daireler süzülüyor içinde. Zaman zaman duvarlara çarpıyorlar, her duvar başka bir yere yöneltiyor onları, başka siyah küçük daireler, bütün oluyorlar, sonra yine bir duvar, bir parça kopuyor, ya da başka bir bütüne rastlıyor, yine bir parça. Minnettardın onlara, tam zamanındaydılar. Ve sonra kırılmalar. Pek önce düşünmüştün. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, sihirli bir tümce. Öfkeyle de okunabiliyor; umutla da özlemle de.


Hava günlük güneşlikken güzel kokuyor gün aşırı yürüdüğün cadde. Hava kapalıyken, korunaklı. Seçkin bir şeyler seziyorsun, oraya has. Anlam yeşertmek, hep sevdiğin. Hele ki bu mevsimde; papatyaların, karahindibaların, bal çiçeklerinin alabildiğine yeşerdiği. İstemediğin sürüklenmeler yaşıyorsun, yükselmeler. “Ben varım” haykırışları. Merhaba. Merhaba. Ben canlıyım. Ben canlıyım. İnce bir ağrı dolaşıyor boynundan göz kapaklarına. Sakinsin. Yaşadığını ispatlamaya çalışmazsan, gülünç olmuyorsun.


Tanrılardan kurtulduğun akşam, her şeyin bittiğini, görkemli bittiğini düşünmüştün. Beklemiştin. Bitmedi. Bitmemiş. Bir daha bekleme. Beklemenin sonu karanlık ve telkinler: Düşmeyeceksin, düşmeyeceksin, düşmeyeceksin. İşaretler ve sorular var şimdi elinde. Sürdüreceğin, bir tekrar. Senden öncekiler gibi, bir tekrar. İyiden iyiye.


0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör