• Şenay Ocak

Herbie Hancock ''River: The Joni Letters''




Herbie Hancock, geçmişten modern zamana kalan en değerli piyanistlerden. Miles Davis ile yolları kesişmiş, 1940’lı yılların sonrasında gelen yeni caz tınılarına katkıda bulunmuş, cazda modernizmi, klasik müzik gelenekselliği ile harmanlamış, post-bop, fusion, jazz-funk, elektronik müzik, jazz rock, tüm tavrında zaman zaman varlığını göstermiş bir bestecidir.


İnanış, hayata bakış açını aldığın eğitim çerçevesiyle belirler. Herbie, yaşadığı ve yaşayamadığı tüm olguları doğa, kozmik denge, huzur, doğum, ölüm, savaş, barış ve yaşayan süreç ile açıklar. Lirik ve mistik konular onun melodilerinin ilham kaynağıdır. Doğu batı sentezi, uzun süren dostlukları ve akışın ruhuna duyduğu saygı da tabi.



Herbie Hancock | “Maiden Voyage” Recording Session | March 17 | 1965 | Fotoğraf: Francis Wolff



Bu dostluklardan biri ozanlığına ve hikaye anlatıcılığına benim de saygı duyduğum folk, pop, rock, caz şarkıcısı ”Joni Mitchell” ile gerçekleşmiş albümde. Albümün tamamı Joni Mitchell şarkılarının, Herbie Hancock tarafından tekrar yorumlanmasından oluşuyor. Joni, güçlü bir insan hakları savunucusu ve müzikte vurguları güçlü, ses tonu güven veren ve masallara inanan biri. Mitchell‘ın yarattığı dünyaya konuk olurcasına dostça eşlik eden bir albüm “River”. Akışın gösterdikleri için birbirleriyle dertleşen. Albümdeki şarkılara diğer eşlik eden sanatçılar; Norah Jones, Tina Turner, Leonard Cohen... Ve albüme çok yakıştırdığım, favorim olan Corinne Bailey Rea ve Luciana Souza.


2008 yılında “en iyi albüm” dalında Grammy almış bir işbirliği. Bu albümde Tina Turner’ın 2000’li yıllarda ruhani olarak geçirdiği evrimsel değişimi de melodiler ile açıkça duyabiliyoruz. Norah Jones minimalist ve olduğu gibi yakışmış albümün ruhuna. “Tea Leaf Prophecy” ise albümün adına yakışır şekilde en güçlü ifade, yorum ve sözleri Herbie’ nin de müziğiyle buluşturmuş Mitchell şarkısı...


Albüm boyunca Herbie‘nin çocukluğuna olduğu yerden bakışını ve ona seslenişini hissettim. Büyülü bir orman açtı kapılarını ve durmadan akan bir nehrin yenilmezliği... Ormanda kuşlarla sohbet ettim, yalnızlıkla yüzleştim. Yalnızlığı hep kötü bilirdim ama onunla anlaşmayı bilirsem herkes ve herşeyle barışık olacağımı öğrendim. Orman gündüz hep sevecen ve alabildiğine yeşil, gece ise gizemli ve karanlık, insanın da bu doğa ile bir dünyaya geldiğini keşfettim.


“Savaşlar, barışlar bir çay ağacının yaprağının bize verdiklerini engelleyemez, nehir aksa da, anda olursak asla geride kalmayız, iyinin kötüyle birlikte var olacağını bilirsek asla huzursuz olmayız ve her şeyin ötesinde ölümün olduğu bir yerde, ayrıntılarda mutluluğu bulursak asla yalnız kalmayız.“ dedim. Ve nehrin ve ormanın ruhuna saygı duyarak yaşarsak hayatı o anda sadece, başka başka hayatlara göç etse de bir gün, ruhumuz asla yanılmaz,


Çünkü; ne de olsa aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör