• Merve Ulusal

Geçmiş Nisan'larda Kadınlar-2



16 Nisan


Harriet Quimby erken bir Amerikan havacılık öncüsü ve bir film senaristi idi. 1911'de Aero Club of America tarafından ABD pilot sertifikası aldı ve Amerika Birleşik Devletleri'nde pilot lisansı alan ilk kadın oldu. Quimby, 3 ay sonra yaptığı gösteri sırasında uçağın yere çakılmasıyla öldü.








17 Nisan


Dünyanın ilk kadın başbakanı Sirimavo Bandaranalke doğdu.


1956'da başbakan olan kocası Solomon Bandaranaike 1959'da bir suikast sonucunda öldürülünce, kocasının kurduğu Sri Lanka Özgürlük Partisi'nin başına geçti. Sirimavo 1960 seçimleri öncesinde duygusal konuşmalar yaparak tüm ülkeyi gezdi. Seçimleri kazanınca modern dünyada ilk kadın başbakan oldu. Kocasının sosyalist ve uluslararası ilişkilerde tarafsızlık politikalarını devam ettirdi.





19 Nisan


Türk gazeteci ve yazar Duygu Asena doğdu. 1987 yılında yayınlanan ilk kitabı Kadının Adı Yok, ''cinsellik, kadın erkek eşitliği, ataerkillik, feminizm ve kadının iğdiş edilmesi'' gibi konulara değindiği için feminizm açısında önemli bir kitaptır. Kadınlara birey olarak, değerli olduklarımı ve ataerkil düzene boyun eğmemeleri gerektiğini aşılayan ve feminist mücadeleye olumlu katkılar sağlayan bir eserdir.


1 Aralık 1978'de Türkiye'de kadınlar için önemli bir dergi olan Kadınca dergisinin ilk sayısı yayım hayatına başladı.


Kadınlar için bir ''ilk''i gerçekleştiren Duygu Asena, 1 Aralık 1978'den, derginin son sayısını çıkardığı 1 Mart 1992'ye kadar Kadınca Dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı.


Kadınca Dergisi'nden bir yazısı:


Ne yazık ki, ülkemizdeki kadını yalnızca fotoroman okuyan, gazetelerdeki dedikodu sayfalarını karıştırmaktan başka şey yapmayan bir yaratık olarak gören kafalar hala var. Örneğin, dergimizde, fotoroman olmaması, dedikodu sütunlarının, sosyete haberlerinin bulunmaması pek yadırgandı bu kafalarca. Dediğim gibi, Türk kadını yalnız ve yalnız bu tür şeyleri okurmuş… Evet.. Ne dersiniz? Bazı erkeklere neden bu izlenimi veriyor Türk kadını?


Neden kadın deyince gazete okumaz, ciddi yayınları almaz, kitaplarla ilgisiz bir tip çiziyor bazı kişiler? Neden karşılarındaki, yüzlerce, binlerce, başarılı örneğe karşın, kadın hala güçsüz hala çevreyle ilgisiz, hala “yalnızca kadın”, onlarca…? Oysa uzaklara gitmeye bile gerek yok… Dergimize şöyle bir göz atın. İşte Aysel Öymen, işte Nezihe Meriç, işte Jülide Gülizar ve diğerleri. Bunlar da kadın… Bunların başarısı erkeklerle kıyaslanacak nitelikte değil mi yoksa? Ve sizler, ve onlar, ve erkekler, bu kadınları ilgiyle okumadı mı? Daha ilk merhabamızda fazla derinlere inmeyelim ama, şunu da belirtmek istiyorum. Bu tür düşüncenin sorumlusu tek değil. Bizler, biz kadınlar da bu konuda hatalar içindeyiz. Geleneklerimiz, göreneklerimiz, çeşitli baskılar yıllar yılı bir köşede oturmamızı hazırlamış, gösterememişiz kendimizi. Hala bunun acısını çekiyoruz işte. Öylesine çekiyoruz ki, kadın her yerde, – evinde, işinde, çocuklu, çocuksuz, – başarıdan başarıya koşup kendini ispatlarken, gelip, “Ciddi röportaj okumaz, o yalnız fotoroman okur” diyorlar. Biz ise diyoruz ki… kadın hepsini okur, aynı erkek gibi… Fotoromanı da, dedikoduyu da, röportajı da, gazetelerin ciddi köşelerini de… Ve diyoruz ki… az kaldı… Devir değişiyor, günler eski günler, düşünceler eski düşünceler değil. Kadın ve erkeğin kafaca eşit olduğunu ispatlanıyor… Yakında, nasıl “erkekçe” deniyorsa, kuvvetle, üstüne basarak “kadınca” da denecek. Böyle düşünmeyen azınlık, yalnız kalacak…’

Duygu Asena /Aralık 1978, Kadınca


Kadınca Dergisi




21 Nisan


Hepimizin yakından tanıdığı Kraliçe II. Elizabeth 21 Nisan 1926 yılında Londra'da doğdu.


Çoğumuz adını ve simasını bilsek de hikayesinden bir haberiz.


Annesi York Düşesi unvanını taşıyan ve 1936’da kraliçe olacak olan Elizabeth Bowes-Lyon, babası ise York Dükü Prens Albert olarak da bilinen Kral VI. George’tur.

Kraliçe Elizabeth, kardeşi Margaret ile birlikte evde eğitim aldı. Eğitim verme görevini ise dadıları olan Marion Krouford üstlendi. II. Elizabeth ve Margaret evde eğitim alan son kraliyet üyeleri oldu.


Elizabeth’in büyük babası ölünce babası VI. George tacın yeni sahibi oldu. II. Elizabeth ise veliaht olarak “Yüce Prenses Elizabeth” unvanına layık görüldü.


Kraliçe Elizabeth ve Margaret 2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İskoçya’ya gittiler. Burada 1939 yılının Eylül ayından Aralık ayına kadar kaldılar. 1940 yılının Şubat ve Mayıs ayları arasında Royal-Lodge adlı yerde yaşadılar. Elizabeth’in annesi, Lord Douglas McGarel Hogg’un “Savaş döneminde iki prensesin Kanada’da yaşaması” teklifine “Çocuklar bensiz, ben ise kralsız hiçbir yere gitmeyeceğim. Kral ise burayı asla terk etmeyecek.” dedi. Bundan sonraki 5 yılda ise Windsor Sarayı’nda kaldılar.


O zamanlar 14 yaşında olan II. Elizabeth, 13 Ekim 1940 tarihinde BBC’nin Çocuk Saati programında yaptığı konuşmayla orduya olan desteğini gösterdi. 1945 yılının Şubat ayında ise orduda kadın yardımcı hizmetine kabul edildi. Burada mekanik ve sürücülük konusunda eğitim aldı. Bu cesareti ile 2. Dünya Savaşı’na katılan tek devlet başkanı oldu. Kraliçe Elizabeth 18 yaşındayken ona “Galler prensesi” unvanı verilmek istendi, ancak babası VI. George buna reddetti.

Evlendikten sonra kocası Prens Philip ile yolculuğa çıkan Kraliçe Elizabeth, 6 Şubat 1952’de Kenya’da oldukları sırada babasının vefat ettiğini ve tahtın yeni sahibi olduğunu öğrendi. Bundan 1 yıl sonra ilk kez televizyonda yayınlanan bir törenle taç giydi. Bununla birlikte önceden babasının başkanlık yaptığı İngiliz Milletler Topluluğu’nun başkanı seçildi. Böylece İngiliz Milletler Topluluğu’na üye olan ülkelerin devlet başkanı oldu.

Kraliçe Elizabeth, Birleşik Krallık’ın kraliçesi, İngiliz Milletler Topluluğu başkanı ve buraya üye olan 53 ülkeden 16’sının kraliçesidir. Aynı zamanda İngiltere Kilisesi Yüksek Valisi’dir.

II. Elizabeth, 9 Eylül 2015’te dedesinin babaannesi Kraliçe Victoria’nın saltanatını geride bırakarak Britanya’nın en uzun süre tahtta kalan hükümdarı ve tarihte en uzun süre hüküm süren kraliçe oldu.

Kraliçe Elizabeth, her yıl 56 milyon dolar kazanıyor. Bu da onu dünyanın en zengin hükümdarı yapıyor.





















Kraliçe II.Elizabeth'in Gençlik Fotoğrafları



26 Nisan


Tarihte bugün 1995 yılında Türkiye'nin ilk kadın kaymakamları Elif Arslan ile Özlem Bozkurt görevlerine başladılar.


Özlem Bozkurt, 1991 yılında kadınlara ilk kez kaymakamlık hakkı tanınmasıyla İçişleri Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanarak 1992 yılında Elif Aslan’la birlikte Türkiye’nin ilk iki kadın kaymakam adayından biri olarak göreve başladı. Üç yıllık kaymakamlık adaylığının ardından İngiltere’ye gitti ve İngiliz idari sistemi üstüne eğitim aldı. 1995 yılında Çankırı’nın Orta ilçesi kaymakamlığına başladı. İki yıl burada görev yapan Bozkurt, Kayseri’nin bir ilçesinde kendisi gibi kaymakam olan Cengiz Gevrek’le evlendi.


Özlem Bozkurt, kahvehanelerde dert dinledi ve tarımı geliştirmektir için çareler aradı. Kadınların okuma yazma kurslarına gönderilmesine, ilköğretime giden çocuk sayısının arttırılmasına, kadınlara yeni Medeni Kanun’un öğretilmesine, doğum kontrolü, spor ve kültürel eğitime verdiği destekle tanındı.

Özlem Bozkurt Türkiye’nin 2006 başı itibariyle görev yapan 22 kadın kaymakamından biriydi. Daha sonra, İzmir’e kadından sorumlu vali yardımcısı olarak atandı.

2011 genel seçimlerinden sonra Kadından Sorumlu Devlet Bakanı’nın yanında çalışmaya başladı.




29 Nisan


Prof. Dr. Leman Cevat Tomsu'nun vefatı. (1988)


Türk mimar, akademisyen. Türkiye'de mimarlık diploması alan ilk iki kadından birisi ve İstanbul Mimarlar Odası’na kaydolan ilk kadın mimar olarak Türkiye mimarlık tarihinde önemli bir yere sahiptir.


Gerede Halkevi Projesi, Şehremini Halkevi Projesi, Kayseri Halkevi Binası Projesi Leman Cevat Tomsu’nun ilk eserlerindendir.


Tansu’nun bir de kitabı mevcut. Kitapta erkek egemen bir meslekte kadın olmak başlı başına zor bir durum iken, bu alanda ilk olmak daha büyük sorumluluk, cesaret ve özveri ister. Mimarlık mesleğinin yapı ustalığına dayanan kökenleri, yaratıcı düşüncenin fiziksel güçle veya başka bir deyişle, eril dünya ile özdeşleşmesinin en önemli gerekçesidir. Leman Cevat Tomsu’nun, 1934 yılında Münevver Belen ile birlikte Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olarak mesleğe giriş öyküsü, Avrupa ve Amerika’daki diğer öncü kadın mimarların öyküleri ile karşılaştırılırsa, Türkiye’de Cumhuriyet ideolojisinin kadınların kamusal alana girişlerini destekleyici politikalarının ne denli önemli bir ayrıcalık yarattığı görülebilir. Bu kitapta Leman Tomsu yalnız ilk kadın mimar olma özelliği ile değerlendirilmemektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerine özgü toplumsal dinamiklerin okunması için bireylerin, ailelerin geçmişleri eşsiz bir alandır. Leman Tomsu’nun biyografisi Tanzimattan Cumhuriyete, Anadolu’dan İstanbul’a uzanan bir aile öyküsü ile Cumhuriyet dönemi aile tarihi çalışmaları açısından anlam taşımakta, aynı zamanda kadın tarihi açısından da Cumhuriyet Türkiye’sinde kadınların kamusal yaşama girişlerinin özgün koşullarını ortaya koymaktadır.



0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör