• Yağmur Kaya

gücenmek, korkmak ve rahatlamak üzerine

Clarissa Estes diyor ki: “Korku, bir şeyi yapmamak için yetersiz bir mazerettir. Hepimiz korkarız. Bu yeni bir şey değildir. Canlıysanız, korkarsınız.” Tekrar tekrar okuyorum. Hepimiz. HEPİMİZ. Ne büyük rahatlık. Düşünsene, hepimiz korkuyoruz.

Resim: Simply Together - Alina Malykhina


Çocuktuk.


Büyümenin telaşı içinde sevmeyi, sevilmeyi, nasıl seveceğimizi, nasıl vazgeçebileceğimizi, hayal kırıklığını yaşamayı yeni öğreniyorduk. Ayrılıkla baş etmeyi yeni öğreniyorduk. Daha fazlasından korumak için kırdık birbirimizin kalbini, ben öfkemden, üzüntümden, çaresizliğimden, sen sevginden belki. Bana sürekli aynı soruyu soruyordun; “Neden bu kadar çok ağlıyorsun?”. Hem arkana bakmadan gidiyordun, hem de utanmadan hep aynı soruyu soruyordun. Yüzümdeki mimikleri iyi okuyordun, ben yanında iyice çocuklaşıyordum, etmeyeceğim laflar edip, dayanamayacağım suskunluklar yaratıp, sen gittikten sonra bunların utancını yaşıyordum. Sorduğun soruların cevaplarını çoktan biliyordun.


Birbirimizi ne kadar değer vereceğimizi ilk kez bir bahar sabahı anlamıştım. Güneş yeni doğuyordu ve martılar bağrışıyordu. Buna rağmen birbirimize en iyi öğrettiğimiz şey gitmek ve vazgeçmek oldu. Sonra ikimiz de ayrılma kararlarımızı çok daha rahat verdik. Beni görsen, inanamazsın. Sen öğrettin.


Büyüyoruz. Farklı iklimlerde, ayrı kıtalarda, başka eli kolu bağlanmışlıklar içinde. Başka denizler geçiyoruz, ayrı ayrı.


Biliyor musun güceniyorum bazı şeylere, gönlüm kırılıyor. Gücenmek ne kadar güzel bir kelime. İçinde bir tutam hayal kırıklığı var, bir tutam ağlanamamış gözyaşları, göz kararı hüzün ama peşi sıra da bir boşvermişlik, kabullenmişlikte geceden bekletilmiş. Tuhaf bir güven duygusu da var ama en büyük kaşık kırgınlıkla dolu. Gücendim. Sanki kırılmıyorum da, üzülmüyorum da, tamamen boş da veremiyorum ama güceniyorum. Gücendiğim yerden de tutup devam ediyorum yoluma.


27 yaş toparlanıp gitme yaşı galiba (en azından benim için). Yaşadığın yaşamadığın her şeyi, içine sinen sinmeyen ama öyle ya da böyle verdiğin tüm kararların tüm sorumluluklarını, gözü kara atladığın tüm yenilikleri, tüm pişmanlıkları, gidenleri, kalanları, tüm öğretileri alıp, harmanlama yaşı. Yirmi yediden sonra rahatlar mı hayat? Sanmam. Rahatlamasın da zaten. Hayat rahatlayan bir şey değil ki. Rahatsızlıkların içinde yaratabildiğimiz konfor hayat. İçinde bir güneş doğuruyorsun zamanla, yapabiliyorsan, onu tutup, gücendiğin yerden yola devam edebildiğin sürecin kendisi hayat. Düştüğün yerde kalmak, düştüğün yerden kalkmak, koşmak, kızmak, sevmek, sevilmek, yeri geldiğinde öfkelenmek, bağırmak belki, belki delirmek, hepsi yola dahil. Bir şeylerin mükemmel olmasını beklemiyorum artık. Karşılayamadığım beklentilerime yetişmek için kendimi nefes nefese bırakıp, tek katılımlı bir yarışa da sokmuyorum. Akışı biliyorum artık. Akışa teslim oluyorum.


Ama yine de. Yine de işte. Aklının kenarındaki bir düşünce var ya, alttan alta fısıldayan şeytanın gibi. Dayanıklılık sınavın gibi. Geldiğin bunca yolu test eder gibi. Bazen bilmek rahatlamama yetmiyor. Güvende hissetmek, düşünmememe yardımcı olmuyor. İçim susmuyor bazen, o kadar ki bir şeyleri içimde gerçekten toparladım mı yoksa üzerine yük bindirip kuyuya mı attım ayırt edemiyorum. Ayırdını kim yapabilir? Doğrusunun da hangisi olduğunu kim söyleyebilir? Ben aslında söylerim kendime ama kendi canımı da hiç sıkmak istemiyorum şimdi. Çünkü ben doğrusunu biliyorum. Çünkü hepimiz her şeyin mutlak doğrusunu çok iyi biliyoruz.


Tökezleyeceğim de, içimde tuttuğum güneşi düşüreceğim diye çok korkuyorum bazen. Yorganın altına girip, çarpıntılarımda kaybolup günlerce aptallaşmak istiyorum, bazen o kadar korkuyorum.


Clarissa Estes diyor ki: “Korku, bir şeyi yapmamak için yetersiz bir mazerettir. Hepimiz korkarız. Bu yeni bir şey değildir. Canlıysanız, korkarsınız.” Tekrar tekrar okuyorum. Hepimiz. HEPİMİZ. Ne büyük rahatlık. Düşünsene, hepimiz korkuyoruz.


Uyudum, uyandım. Üzerimdeki “yapılması gerekenleri yapma” telaşını attım. O yaşıma kadar şunu yapmam lazım, bu yaşıma geldiğimde bunu halletmiş olmam lazım”ları bıraktım. “Olmaya” çalışıyordum yani, tanıdık bir his değil mi? Olmaya çalışmak. Kafamızda idealize ettiğimiz versiyonumuz gibi, ordan burdan kırptığımız doğruların küpürleriyle bir kolaj var ya kafamızda her yaşımıza ait. Kafandaki kolajın kariyerine koşmaya çalışıyorsun, kafandaki kolajın ilişkisine koşmaya çalışıyorsun, konuştuğu dillere, yaptığı işlere, yaşadığı evlere, sevdiklerine, zaman ayırdıklarına, vazgeçtiklerine, okuduklarına, izlediklerine, olgunluğuna koşmaya çalışıyorsun. İşin garibi bunu hepimiz yaptığımız için, birbirimize “dur” dememiz gerektiğini de fark edemiyoruz. Dur ya, dur biraz soluk al. Neye yetişmeye çalışıyorsun? Planların aksasın bir yıl, iki yıl, su akar yolunu bulmaz mı? Yazık değil mi hırslarınla koşturduğun yaşlarının yorgunluğuna? Yapılacak şeylerin hiç bitmeyeceğini de biliyorum artık üstelik. Yapacak o kadar, ama o kadar çok ilk var ki, zaten bitiremeyeceksin. Biliyorum ki altmışımızda da bir sürü ilkimiz olacak ve hatta biliyorum ki kafamızdaki bir sürü ilki yapamadan vereceğiz son nefesimizi. Hayat bir “checklist”in ötesinde.


Hava esiyor birden, güneşin çoktan battığını fark ediyorsun. Eğilip ellerinle bacaklarını ovuşturuyorsun yavaşça, o ısınma hareketi hani. Çok işe yarayacağından da değil de, sonunu göre göre denediğin diğer bir kaç şey gibi.


Yangının söndü diye seviniyorsun ama yangın söndükten sonra küle dönen her şeyi temizlemek de az bir süreç değil, biliyorsun. Temizlemeye çalıştığın her metrekarede ellerin tekrar leke olacak, temizlenmek için daha fazla kire batman gerekecek, biliyorsun. Tozunu aldığın her anı için kısa bir döngü daha seni bekliyor olacak belki. Ama onları da atıp, evini yeniden kurduğunda, bir sonraki yangına kadar öncekini atlatmış olacaksın. Bir daha bu kadar da yanmayacaksın üstelik, biliyorsun.


Çocuktun, büyüyorsun. Alışık olmadığın bir iklimde, bilmediğin bir dilde, okyanusun diğer tarafında.


Bir sonraki karşılaşmamızda bambaşka insanlar olacağız.

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör