dalgakıran

“The Decisive Moment” ya da Türkçe’ye çevrilmesiyle karar anı. Fotoğrafçılığın merkezinde bu vardır. Henri Cartier Bresson hep bunu vurgular. Aklın, sezginin ve eylemin bir anda tek bir yöne doğru hareketlenmesi ve kendini o anda var etmesi gerekliliği. Anlam kısa bir süreliğine görünür olur, deklanşöre basılır, milisaniyelerle gerçek(veya truth) tuzla buz olur ta ki; fotoğrafı eline alıp gerçeği tekrar tekrar yorumlayana kadar ve bu her yeniden yaratımla yeni anlam kapıları aralanır. Kahramanın sonsuz yolculuğu da burada başlar.

“The Decisive Moment” ya da Türkçe’ye çevrilmesiyle karar anı. Fotoğrafçılığın merkezinde bu vardır. Henri Cartier Bresson hep bunu vurgular. Aklın, sezginin ve eylemin bir anda tek bir yöne doğru hareketlenmesi ve kendini o anda var etmesi gerekliliği. Anlam kısa bir süreliğine görünür olur, deklanşöre basılır, milisaniyelerle gerçek (veya truth) tuzla buz olur ta ki; fotoğrafı eline alıp gerçeği tekrar tekrar yorumlayana kadar ve bu her yeniden yaratımla yeni anlam kapıları aralanır. Kahramanın sonsuz yolculuğu da burada başlar.


Ne zaman bir dalgakıran görsem aklım kaçınılmaz bir şekilde Fransız filmi “La Jetee”ye kayıyor. 3. Dünya savaşı sonrası tüm insanlığın yeraltına sığındığı bir dünyada, çocukluk çağına ait bir görüntünün tesiri altında kalmış bir adamın öyküsünü anlatıyor film. Bilim insanları bu adamın belleğinde kalmış dalgakıran üstündeki bir hatıraya girerek onu geçmişe yolluyorlar. Filmin bir nevi yeniden çevrimi olan Hollywood yapımı “12 Maymun” filminden ayrıldığı en önemli nokta, filmin tüm anlatım dilini fotoğraf kareleri üzerine kuruyor olmasında ve tüm anlatım dilini kırdığı tek bir nokta yaşanıyor, işte o zaman anlam kendini gösteriyor. Mekanın yasaklandığı ve hayatta kalanlar için tek çarenin zaman olduğu dünyada kendine yer edinen film, bir bakıma şu anki tüm dünyanın ruh haliyle çok bağlantılı gibi geliyor bana. Tüm bu pandemi başlamadan kısa süre önce duyduğum şu cümle: “There is nowhere to go, there is nothing to do.” aklımda daha çok dolaşır oldu bu süreçte. Şu an artık gerçekten de gidecek bir yer ve yapacak bir şey yok. :) Bu yüzden de tüm mücadelemizi zamanla vermeye başladık. Başta umutsuzluğu çağrıştırdığını düşündüğüm bu söz, anlamını yeniden ve yeniden yaratarak benim için başka kapılar açmaya başladı. Geleceğin belirsizliği korkuturken geçmişin acı vericiliğini yanımızda taşıyoruz, onu atabileceğimiz bir yer yok artık. Çünkü; hepimiz bir şekilde durmaya zorlandık. Duruyoruz ve hatıralar fotoğraf kareleri gibi gözümüzün önünden hızla akıp geçiyor. Ya yakalayabildiklerimizi tutup onlardan bir ev inşa edebiliriz, ya bundan kaçabiliriz, ya da bunu anlama yoluna gidebiliriz ama anlam kendini yeniden yaratmaktan vazgeçmeyecek. Hatıralar yoluyla onunla aramızda kurduğumuz sonsuz ilişki her gün ama her gün değişecek. İşte bu yüzden bir yere gitmenize veya bir şey yapmamıza gerek yok ki, filmde baş karakterin belleğinde takılı kalan o hatırayla (fotoğraf karesi) kurduğu ilişki de filmin sonunda tamamen değişiyordu. Bu yüzden 21. yüzyılın en popüler düşüncesi olarak anda kalmak bu kadar önemli olabilir ama anda kalmaya çalışırken ana takılmamak daha da önemli. Bu yüzden akışı hissedebilmek, o akış içinde kendini devamlı var edebilmek bu süreçte belki de yapabileceğimiz en sağlıklı şey. Durgun suda kinetik enerji olmaz ama potansiyel enerji her zaman vardır.

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör