• Gizem Karavit

Charles Dickens'ın Christmas Carol'u ve Geçmişten Günümüze Uyarlamaları

Charles Dickens, 19 Aralık 1843’de basılan hikâyesinin fark yaratmasını muhakkak dilemiştir ancak bu kadarını tahmin ya da umut edebildiğini hiç sanmıyorum.


Christmas Carol adındaki bu hikaye, henüz basımını takip eden günlerde öyle büyük ilgiyle karşılanmış ki, Victoria İngilteresi onu bir çeşit mucize olarak görüp New Gospel adıyla anmaya başlamış.


Peki, Dickens bunu nasıl başarmış? İki şeye vurgu yaparak: eskiye duyulan özlem ve yoksul sınıfın çıkarlarına verdiği önem.


Dickens, Orta Çağ boyunca Avrupa’da adeta şenlik havasında kutlanan uzun ve eski Noel eğlencelerinin bir hayranıydı. Noel kutlamalarının Oliver Cromwell döneminde İngiliz Parlamentosu’nda alınan 19 Aralık 1643 tarihli kararla yasaklanması, bu geleneğe belki de en büyük gölgeyi düşürmüştü. Her ne kadar 1660 yılındaki reformlarla kutlamalar tekrar serbest bırakılsa da Noel, Dickens’ın döneminde eski görkeminden çok uzaktı. Yıllar içinde yoksul sınıfın aleyhine güçlenen anlayış, 1834 tarihli Yeni Yoksullar Yasası’nda adeta zirve yapmış ve Andover Workhouse‘da yaşananlar gibi sayısız skandala sebep olmuştu. Sistem, halkın büyük bir kesimini eğlenmek şöyle dursun, insanca yaşamaktan dahi mahrum bırakıyordu. Üstelik bu anlayışın savunucuları, durumdan sistemi değil, yine yoksulları sorumlu tutuyorlardı.


Dickens Kariyerine, parlamento muhabirliği yaparak başladığı için alınan kararlara ilk elden ulaşma şansı vardı. Öğrendiklerini ve gözlemlediklerini sindirmekte o kadar zorlanıyordu ki, kalemini her fırsatta halktan yana kullanmaya başladı. 1842’de Birleşik Devletlere yaptığı seyahatten döndüğünde, Christmas Carol’ın doğmasını sağlayan da tam olarak bu tutumuydu. Evet, yayıncısına yüklü miktarda borcu vardı ve bir an önce yeni bir hikâye yazmak zorunda hissediyordu. Ancak aradığı ilham, Manchester’da karşılaştığı bir sorunda kendini göstermişti. Sanayileşme sayesinde adeta yeni bir kimlik kazanan kentte yokluk ve varlık arasındaki uçurum öyle derin, zenginlerin tutumu öyle dehşet vericiydi ki, Dickens kalemini bir kez daha kınından çıkardı ve Ebenezer Scrooge üzerinden Victoria Dönemi adaletsizliğini, tabir yerindeyse ilahi sorgunun önüne iteledi.


Altı haftada yazdığı hayalet hikâyesini, 19 Aralık tarihinde baskıya verdi. Bu tarihi özellikle seçmiş ve Noel’in Parlamento tarafından yasaklandığı güne atıfta bulunmak istemişti.


O tarihin üzerinden tam 177 yıl geçti. Hikâyenin Noel anlayışı üzerinde ciddi ve bugün dahi benimsenen bir etkisi oldu. Noel, paylaşmanın, sevginin ve ailenin merkeze alındığı, muhtaç olanın hatırlanıp gözetildiği bir bayram haline geldi. Maalesef düzen için aynı şeyi söylemek zor. Ne Scrooge gibi hızlı ne de kalıcı bir değişiklik geçirdi ama hikâye, Noel’i arkasına alarak bu yolda önemli ve dönemi için hayli radikal bir adım atmış oldu.


Şimdi sizleri bu zamansız klasiğin üç farklı versiyonuyla baş başa bırakıyor ve hepinize iyi seneler diliyorum.




Üç Ruh, Üç Uyarlama


Muppet’s Christmas Carol-1992

Muppet’s Christmas Carol-1992 / www2.bfi.org.uk



Açılışı belki de bugüne kadar çekilmiş en sıradışı ve neşeli uyarlamayla yapmak istiyorum: Muppet’s Christmas Carol!


Film, her ne kadar orijinal metne sadık kalmış olsa da Jim Henson-Disney işbirliği, hikâyenin ana unsurlarından olan kasvetli Victoria havasına geçit vermiyor. Yine bu yüzden Scrooge rolünde izlediğimiz usta oyuncu Michael Caine’i de yeterince ürkütücü ve huysuz bulmak zor. Ancak söylediğim gibi bu tamamen filmin yarattığı atmosferden kaynaklanan bir durum yoksa Caine, rolünü ve Scrooge’un yaşadığı değişimi hakkıyla oynuyor, sanki karşısında kuklalar değil de insanlar varmış gibi. Caine’in başrolleri paylaştığı kuklalar ise hepimizin yakından tanıdığı Muppet Karakterleri. Kermit’i Scrooge’un vefakâr fakat cefalı çalışanı Bob Cratchit olarak izlerken, Miss Piggy tahmin edebileceğiniz gibi eşi Bayan Cratchit rolünde. Muppet Şov’un huysuz Statler ve Waldorf’u ise Marley Kardeşler olarak karşımıza çıkıyor. Evet, film bonkörlük yapıp bize bir yerine iki Marley veriyor. Ben yine de birinin Marley birinin Scrooge rolünde harika olacağını düşünmeden edemiyorum. Tek sorun ikisinin de Scrooge’u bekleyen değişimi yansıtacağından şüphe duymam.


Muhtemelen Henson’da Caine’deki motivasyonun ikilide olmadığından endişe etti. Gelmiş geçmiş en iyi anlatıcı Gonzo ya da Charles Dickens’a (orası hala biraz muallak) gelince, Fare Rizzo ile harika bir ikili oluşturarak film boyunca bize hem eşlik hem rehberlik ediyor, üçüncü ziyaret hariç tabi.


1990 yılında aramızdan ayrılan Jim Henson’ın anısına ithaf edilen ve oğlu Brian Henson tarafından çekilen film, her ne kadar çocukları bu klasikle tanıştırmak için ideal olsa da yetişkinler için de son derece keyifli bir alternatif. Şayet benim gibi Susam Sokağı ve Muppet Şov’la büyüdüyseniz ya da sadece eğlenmek istiyorsanız size kesinlikle bu versiyonu öneririm.




Scrooged-1988

Scrooged- 1988 / www.thetimes.co.uk


Orijinal hikâyeye bakarsanız Scrooge’un sadece çok katı bir çalışma düsturu yüzünden bu halde olduğunu görürsünüz. O başkalarına vermediklerini kendisinden de esirgeyen ve çalışmayı aksatan her şeyi boş iş ya da saçmalık olarak gören bir adamdır. Dünyevi hiçbir zevkle ilgisi alakası yoktur sadece bir amacı vardır: para kazanmak. Üstelik fazlasıyla dürüsttür. Sağ gösterip sol vurmaz, kim olduğunu ya da istediğini sizden saklamaz, sizi dolandırmaz. Demek istediğim Scrooge, cimri, sevimsiz ve son derece katıdır doğru, ancak bir üçkâğıtçı ya da ahlaksız değildir.


Bill Murray’nin yorumuna gelince… 1980’ler Amerika’sında geçen hikâyede Scrooge, genç medya patronu Frank Cross olarak karşımıza çıkıyor. Yine sevgisiz ve son derece saygısız bir adam ancak burada ek olarak fırsatçı, üçkâğıtçı ayrıca berbat bir çapkın olmayı da ihmal etmiyor.


Peki, ne oluyor da Scrooge’u sınayan ruhlar bu sefer Frank’e musallat oluyor? Frank’in çalıştığı kanalın Scrooge projesini mahvedecek kadar ileri gitmesi sonunda onları da çileden çıkarıyor anlaşılan. Oysa Frank, yedi yıl önce ölen eski patronu, kapısını nazikçe(!) tıklattığında bunun içki ve son zamanlarda yaşadığı stres yüzünden olduğuna emin, onu ziyaret edecek üç ruh ise Frank için hala bir umut olduğuna…


Biraz New York, biraz Bill Murray cazibesine hayır demezseniz ve yine eğlenceli ancak daha yetişkin işi bir uyarlama arıyorsanız, bu seçenek tam size göre.




A Christmas Carol (Mini Dizi)-2019

A Christmas Carol | www.rogerebert.com



Üçüncü kısmı tıpkı Dickens gibi en acımasız ve soğuk olana bırakıyorum: Karanlık gerçeğe…


Peaky Blinders'ın senaristliğinden hatırladığıız Steven Knight imzalı üç bölümden oluşan dizi, bizi 19.yüzyıl Londra’sına geri götürmekle kalmıyor, o kasvetli Victoria havasının da iliklerimize kadar işlemesini sağlıyor. Ancak orijinal metinden çok, arkasında yatan sebeplere ve onların bıraktığı psikolojik hasarlara odaklanıyor. Bu versiyonu farklı kılan bir başka noktaysa Scrooge kadar Marley’nin ruhunu da önemsemesi. Ortada yine şıngırdayan zincirler var ama bu sefer bir ucu Scrooge’a bağlı…


Başrolde Guy Pearce'ı izlediğimiz dizinin birinci bölümde yer alan ve Scrooge’la yeğenini ilk kez bir arada gördüğümüz sahneden az da olsa bahsetmek istiyorum. Yeğeni, annesinin amcasına kızmamasını vasiyet ettiğini söylüyor çünkü Ebenezer çok eski bir yaradan mustarip: karanlık bir çocukluk dönemi…


Charles Dickens, babası borçları yüzünden hapse düşünce, on bir yaşında okuldan ayrılıp workhouse olarak adlandırılan atölyelerden birinde çalışmaya başlar. Warren’s Blacking Factory adlı iş yerinde şartlar bir yetişkin için dahi katlanılmazken henüz küçük bir çocuk olan Charles’ın üzerinde derin izler bırakır. Dickens’ın bu gerçeği hayatı boyunca sakladığı ve yaşadıklarının ancak o öldükten sonra biyografisinde açıklandığı söylenir. Buna katılmadığımı belirtmek zorundayım. O karanlık, Ebenezer’dan bir canavar yaratırken Charles, haksızlıklarla savaşan olağanüstü bir adama dönüşmüş. Yaşadıklarını ve şahit olduklarını tekrar tekrar yazmış ve insanlarla paylaşmış. Tıpkı Christmas Carol aracılığıyla bir kez daha yaptığı gibi.


Gerçeği görmek için bir adamın en gizli, en korkunç kâbuslardan ve yarattığı enkazlardan geçmeyi göze alıyorsanız Victoria Londra’sının isli havasında gezinen üç ruh, sizi bekliyor.


İyi seyirler!

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör