• Neslişah İnan

Tanışma Dosyası: Bu Mu Yani? Podcast



Bu dosyada, son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz “Bu Mu Yani?” podcast ile tanışıyoruz. “Bu Mu Yani?” 27 yaşında kurumsal hayattan ayrılıp, kendilerine farklı bir yol çizen iki çocukluk arkadaşı Oğulcan Aydoğmuş ve Zuhat Taşer’in hazırlayıp sunduğu, her hafta farklı konuyu irdeledikleri bir podcast serisi.

Biz de Oğulcan Aydoğmuş ile keyifli bir söyleşi gerçektirdik ve hikayelerini ondan dinledik.



Biz sizi “Merhaba ben Zuhat, selam ben de Oğulcan” girişinden biliyoruz ama kimdir Zuhat ve Oğulcan?


Zuhat bankada çalışıyordu, ben de iki sene kendi işimi yaptıktan sonra başka bir yerde işe girmiştim ve çok mutsuzdum. O kadar kötü psikolojide olunca ve çıkmak için çabalamayınca daha fazla kötüyü biriktiriyorsun. Kötü gelen insanlarla beraber oluyorsun, kötü kararlar veriyorsun, mutlu olan bir insanla değil de benzer bitmişlikle olan biriyle görüşmek istiyorsun. O kararı da ilk o anda verdik. Baktık ki her şey kötüye gidiyor ve mutsuzuz, daha yaşımız 27. “İstifa edelim ve kaldığımız yerden kesinlikle devam etmeyelim” dedik. İkimiz de az çok ne yapmak istediğimizi biliyoruz, Zuhat yazar olmak istiyor, şu an hikayeler de yazıyor. Ben de şimdi istediğim sektörde çalışıyorum, istifadan kısa bir süre sonra geçebildim. “Tamamen sıfırdan başlıyoruz, deneriz, en kötü ihtimalle bıraktığımız işlere geri döneriz” diye konuştuk. En azından denemiş oluruz motivasyonuyla hiçbir planımız olmadan ikimiz de istifa ettik.



Sizi “Bu mu yani?” podcast serisini yapma yolculuğuna hangi rüzgar attı?


Bizim “emekli tatili” dediğimiz bir tatilimiz vardı. O bizim yazlığa geliyor, ben onların eve gidiyordum, bir aya yakın deniz kenarında yürüyüp, şarap içip hayat hakkında konuşuyorduk sürekli. Girdiğimiz durumun da içinden çıkmaya çalışıyorduk ve konuştukça kafamız iyice açılmaya başladı. Bir süre sonra “podcast mi yapsak acaba?” dedik. O zamanlar şimdiki kadar popüler de değildi podcastler. İstifa ettiğimizde gelen tepkilerden, bizim gibi hisseden çok fazla insan olduğunu da biliyorduk. Sonra istifa üzerine bir bölüm çekmeye ve adına da “Bu Mu Yani?” demeye karar verdik çünkü her şeye “bu mu yani?” diyorduk. İlk bölümü kaydedip yayınladık, aklımızda bu kadar uzun sürecek bir yolculuk yoktu açıkcası, biz biraz iç dökmek gibi görmüştük. Ama o bölümle ilk 20’ye girdik, 17. olduk. Öyle olunca biraz daha farklı konuları sorgulamaya karar verdik. Eğitim sistemi, neden daha fazlasını istiyoruz gibi bizi istifa ettiğimiz noktaya getiren ne varsa, 27 yılı tek tek konuşmaya başlayıp bir podcast serisi yapalım dedik ve beklemediğimiz bir noktaya geldi.



Çocukluk arkadaşı olduğunuzu biliyoruz. Çocukken de beraber bir şeyler yapma hayaliniz var mıydı? Yoksa sizi ne, nasıl bir araya getirdi?


Hiç yoktu, tamamen tesadüfler üzerine oldu. O yol ayrımına geldiğimizde her şeyi bırakmaya hazır olan sadece ikimiz vardık. Bizimle birlikte o an biri daha olsa belki şu an podcasti üç kişi yapıyor olurduk. Her şeyi bırakıp ailesinin yanına dönecek kadar bunalan ve her şeyi anlamsız bulan ikimiz vardık. Bunda tabi ailelerimizin çok anlayışlı insanlar olmasının da etkisi var. Hiçbiri baskıcı insanlar değil, güzel bir lüks bence bu. Her şey doğaçlama gitti bu şekilde.



Neden podcast? (Neden bir kitap yazmak ya da video çekmek değil de sesli kayıt almak?)


Hem o zamanlar daha yeni başladığı için girmek istedik, şimdi neyi nasıl yapabileceğimizi daha iyi biliyoruz, bir buçuk senede geliştirmiş olduk kendimizi, podcastin popüler olmasına bilgi birikimiyle yetişebilmiş olduk yani. Diğer sebep de daha kolay olmasıydı. Videonun kurgusu daha zor, Youtube’daki pazar daha kalabalık ve yer etmek daha zor. Yazı yazmak da istemiyorduk, daha yeni bir şeyi denemek istiyorduk. O yüzden bir sürü açıdan podcast daha uygun geldi.



İşinizden ayrılıp bu podcast serisini yapmaya başladığınızda “amacımız bizden önce gelenlerin kurduğu bu düzende farklı bir yolun mümkün olduğunu göstermek” demişsiniz. Nedir bu farklı yol?


Ne kadar mümkün olmasa da üniversitede hangi bölümü okuyacağına düzgünce karar verebilmek. Mesela çoğu ülkede liseden mezun olduktan sonra bir sene dünyayı gezip, sonra karar veriyorlar hangi mesleği yapmak istediklerine, öyle olunca o iş hayat boyu yapılabiliyor. Ama bizim böyle bir hayatımız, kültürümüz olmadığı için böyle bir şey olamayacak. En azından bizi dinleyen 18-24 yaş arasına “az, çoktur”un ne anlama geldiğini, eğitim sisteminin nereden geldiğini ve ne kadar saçma olduğunu, ne kadar yaratıcılığı öldürdüğünü, ilişkiler üzerindeki, bizim üzerimizdeki etkisini anlatabilmek, sosyal medyayı anlatabilmek ve bunlarla ilgili hiçbir şey yapmazlarsa ömür boyu mutsuzluğun garanti olduğunu anlatabilmek. Eğer sorgulamaya başladılarsa bir adım atmaları gerektiğini anlatabilmek.


Bu konuda bizim de sürekli farkına vardığımız bir konu; neden yaptığını bilmeden yaptığımız şeylerin açıklaması mutlaka var. Biz de irdeledikçe daha fazla farkına varıyoruz. Biz zaten hep şunu söylüyoruz; bu podcast en çok bize yaradı. Kendi kendime asla sormayacağım bir sürü sorunun cevabını öğrendim. Sürekli makaleler okumak, araştırmalar yapmak ve bir şeyleri sorgulamak bizi çok fazla açtı. Hiçbir şey olmamış olsa bile Zuhat’la bugün ikimizin kafa olarak geldiği nokta bile yeterli.


Yani bir adım atmak gerekiyor, bizim durumumuzda bu adım istifa oldu ama bu demek değil ki herkes için istifa etmek. Üniversitenin ilk senesinde bölümlerini sevmezlerse bölüm değiştirebilirler, sürekli evlenmeleri için baskı yapan ailelerine belki farklı bir cevap verebilirler. Herkesin süreci bambaşka. Önemli olan soru sorabilmek ve altı dolu bir adım atabilmek.



Podcastlerde -belki de hayatta- en çok ilham aldığınız kişi kim?


Zuhat adına büyük ihtimalle kendi yolunu bulmuş, iyi bir yazardır. Her şeyi bırakıp sıfırdan kendini var eden biridir diye düşünüyorum. Benim için de benzer aslında, Steve Jobs diyebilirim. Olaylara ve hayata bakış açısını, inandığı işler için harcadığı emekleri, uğraştığı şeylerden vazgeçebilip, yeni şeylere kendini adamasını ve özellikle Stanford Üniversitesinin mezuniyet töreninde yaptığı konuşmayı çok ilham verici buluyorum.



Örnek aldığınız ya da tarzını beğendiğiniz yerli-yabancı podcast serileri neler?


Yerli için Fularsız Entellik diyebilirim onu çok seviyoruz. Yabancılardan Philosophize This,

Joe Rogan ve Song Exploder’ı diyebiliriz. Bir de yeni bir audio-dizi çıktı son zamanlarda Podbee’de, Denge’m isminde. Seren Yüce’nin yazıp yönettiği bir podcast serisi. Son zamanlarda dinlediğim en iyi audio-dizilerden bir tanesiydi, tavsiye ederim.



Bu podcast serisi için olmazsa olmaz nedir?


Olabildiğince rol ve otosansür yapmamak diyebiliriz. Bunu da bazen yapmak zorunda kalabiliyoruz aslında.


Olmazsa olmaz demeyelim ama kesinlikle olmak istediğimiz şey: birilerinin mentoru olmak. Zuhat’la da hep aramızda konuştuğumuz şey bu. Keşke bizim de birer mentorumuz olsaydı. Benim gitmek istediğim yolda, benim gibi birçok şey yapıp, deneyip-bırakıp, hayatı benim istediğim tarzda gören bir insanı arayıp bir şeyler sorma şansımın olmasını isterdim. Çok büyük bir eksiklik. Çok şanslı değilseniz, bunu ebeveyn ya da üniversitedeki hocalar da sağlayamıyor. Mesela Steve Jobs ile telefonda konuşmayı çok isterdim. Veya eminim Zuhat örnek aldığı bir yazarla konuşmayı çok isterdi. Çünkü gittiği yolu örnek aldığın insanın fikirlerini duymak çok önemli. Bu nedenle, birilerine mentor olmaktan vazgeçmeyeceğiz diyebilirim. Ama bunu yaparken kendi kriterlerimize de ters düşmeyeceğiz.



Kayıtları genelde gece mi yoksa gündüz mü yapmayı tercih ediyorsunuz?


Genelde bölümleri gündüz çekmeye çalışıyoruz. Çünkü ikimiz de geceyi kafamızda dışarı çıkılan, birileriyle buluşulan, bir şeyler içilen veya sakin zaman geçirilen zamanlar olarak kodlamışız . Ayrıca, gündüz ve gece arasında inanılmaz bir enerji farkının olduğunu fark ettik. Akşamları hem enerjimiz bitiyor hem sanki daha yavaş çalışıyoruz. Gündüz ettiğimiz muhabbet ile akşam ettiğimiz muhabbetin kalitesi arasında uçurum olduğunu fark ettik. Akşam yaptığımız sohbetler “olsa da olur olmasa da olur” tadında oluyor.


İlk zamanlarda bölümleri akşam çekiyorduk, sonra baktık bu bölümler ikimizin de içine sinmiyor. Ama ne zaman gündüz kahve içerken bölüm çeksek, kurgulamasak bile daha uzun konuşabiliyoruz. Akşam konu daha çok dağılabiliyor, o sebeple gündüz yapmayı tercih ediyoruz.



“Üzerine çok konuşmak istiyoruz ama nereden başlarız, nasıl olur bilmiyoruz” ya da “Üzerine asla konuşmak istemeyiz” dediğiniz konular var mı?


Din konusuna girdik “Ay inanmıyorum” bölümlerinde. Açıkça düşüncelerimizi paylaştık. Ofansif mizah konusuna girmeyiz. Aslında ofansif mizahı ve her konu hakkında şaka yapılabilmesini çok seviyoruz. Çünkü konuşulamayan bir çok konu bu sayede konuşulabilir hale geliyor. Ama önceki işlerimizi mahvetmemesi adına bunu yapmayız. Mesela Ricky Gervais’ın ötesinde ofansif mizah yapan birçok kişiyi çok severim. Ama Türkiye’de maalesef birçok konu ile ilgili şaka yapamayız, insanların çok hassas olduğu konular var. Bunun ötesinde, çok politik konuları konuşmayı tercih etmeyiz.



Bu podcast yolculuğunuzda siz nasıl değiştiniz peki?


Daha önce sorusunu sormayı aklıma getirmediğim birçok şeyin yanıtını, bu yolculuk sırasında aldım. Böyle soruların olduğunun bile farkında değildim. Bundan daha güzel bir şey katamazdı bana. Kendi yaşantım için, yaptığım işler için, kendimi tanımam için… Bu soruları kendime tek başıma sormazdım, yarıda kapatırdım belki. Birlikte bölüm hazırlığı yaparken kendime bu kadar çok şey katmak güzeldi. Bu podcast yolculuğunda, düşünmediğim birçok konunun bir şekilde kafamda bağlantısı oluştu.


Ayrıca, yaratıcılık denen şeyin birçok şeyi bilmekten geldiğini bildiğimiz için, bunları birbirine bağlamak da hoşumuza gidiyor.



Aklınızda “Bu Mu Yani?” için bir son teslim tarihi var mı yoksa bunu da tesadüfler mi gösterecek?


Tamamen tesadüfler gösterir. İş gibi görmediğimiz için bir teslim tarihi koymadık. Ne zaman biter, nasıl biter gibi konulara kafa yormadık. Çok yoğun, çok farklı bir yola girersek biter belki ama şu an için belli değil.


Ben aslında her şey için kendime iki yıllık teslim süreleri koyuyorum genelde. İki yıla geldiğinde belki oturup konuşuruz bu konuyu, daha ne kadar devam etmek istiyoruz diye.



2021 senesi “Bu mu yani?” için nasıl bir yıl olacak?


Biz 2020’yi de sevdik aslında. Kötü şeyler oldu evet ama çok daha güzel şeyler de oldu. Podcast açısından da bizim hayatlarımız açısından da. Tohumunu ektiğimiz birçok şeyin çıkışını bu sene yaşadığımızdan, bence 2021 daha güzel olacak bizim için.


Pandemi döneminde dinleyici sayımız da arttı, markaların ilgisinin artması podcasti çok parlattı. Bu dönemde festival yapılamadı, sinema yapılamadı. Herkes podcast diye bir şeyin olduğunu anladı ve aslında markalar podcasti köpürttü bu sene. Biz de bir çok büyük markayla işbirliği yapma fırsatı bulduk.

Her şey güzel bir ivmeyle kendi kendine oluyor. Tabi bunun için uğraşıyoruz da. Algımız da bu yönde açık olduğu için bu senenin daha verimli ve her bakımdan daha başarılı geçeceğine inanıyoruz.



Bu Mu Yani? podcasti Spotify↗ veya Apple Podcasts↗ üzerinden dinleyebilir ve instagram hesaplarını↗ takip ederek yeni bölümlerden daha hızlı haberdar olabilirsiniz.

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör