• Ramon & Koka

Birbirimizle Konuşur Gibi-II

Tak tak tak! Kim o? İçeri alınmayanlar.



Sophokles’in Kral Oidipus’unda Thebai şehrini kaosa ve felaketlere sürükleyen kartal kanatlı, aslan vücutlu, insan başlı bir yaratık olan Sfenks, şehrin kapısında bekler. Şehre gelenlere bir bilmece sorar ve bilemeyenleri telef eder. Bilmece şudur: Sabah dört ayak üstünde, öğlen iki ayak üstünde ve akşam üç ayak üstünde yürüyen şey nedir? Oidipus bu bilmeceyi bilir ve Sfenks bunun üzerine kendini kayalıklardan aşağı atarak intihar eder. Cevap: İnsandır. Çünkü bebekken emekler, gençken yürür, yaşlanınca ise baston kullanır. Şehri kurtaran Oidipus, Thebai’nin yeni kralı olur ve kraliçe ile evlenir. Ne var ki şehrin eski kralı olan Laios’u şehre gelirken yolda çıkan bir tartışma sonucu öldürmüştür.¹❞



“Bir duvar vardı. Önemli görünmüyordu. Kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca sıvanmıştı; erişkin biri üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine tırmanabilirdi. Yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; orada yerin geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. Ama düşünce gerçekti. Önemliydi. Yedi kuşak boyunca dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı. Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.”²


Böyle başlamıştı Ursula K. Le Guin Mülksüzler’in gezegeni Anarres’i anlatmaya. Duvarlar Annares’i, çevrelediği gibi Thebai’yi de çevreliyordu. Ve bütün duvarlar gibi içindekiler hariç her şeyi dışarıda bırakıyordu.  Şehrin dışı hudutsuz, sınırsız manasına gelen “to apeiron” olarak tanımlanıyordu içerdekiler, yani polistekiler tarafından.³ Oidipus’un bilmecesini bilerek alt ettiği Sfenks de bu sınırı olmayan manasız yere aitti. Öyle ki o aslan vücuduna, kartal kanatlarına, kadın üst gövdesine ve kafasına sahip arada kalmış, hibrit bir varlıktı. Thebai’yi kuran medeni erkekler seviyesinde olmayan bir ucube. Erkek insan medeniyete erişebilmek için, arkaik insanların vahşi dürtülerinden kopmak zorundaydı. O artık hayvan değildi. Çılgın danslar yaptıkları, danaların parçalanarak çiğ çiğ yendiği esrik ritüellerini şehir surlarının anlam dünyasının dışında bırakmaları gerekiyordu. Thezeus da bu yüzden Amazonları ve Kraliçeleri Hippolyta’yı alt ederek zaferini ilan etmişti, asla dize gelmeyen, vahşi amazonları.



Kral Laios kendisine gelen bir kehanet sonucu oğlunu doğar doğmaz öldürülmek üzere şehirden sürer. Kehanete göre Kral’ın oğlu kendisini öldürecek ve karısı ile evlenip kral olacaktır. Fakat Kraliçe Ioakaste oğlunun öldürülmesine mani olur ve bebek sadece dağlara bırakılmakla yetinilir. Dağda bebeği çobanlar bulur ve Corinth Kralı Polybus’a götürürler. Oidipus’u Kral ve eşi Merope büyütürler. Oidipus büyüdüğünde kendisiyle ilgili kehaneti Delphoi’deki Büyük Kahin’den öğrenir. Bu kehanetin gerçekleşmesinden korkarak şehirden kaçar ve kendini yollara vurur.⁴❞



Oidipus’un bilmediği bu gerçek aslında bir anlamda, erkek insanlığın amaçladığı şehir duvarlarının içerisinde steril, yabanıllıktan azade bir yaşamın imkansızlığıdır. Şehrin dışına atfedilen vahşet dolu ritüeller de zaten anında terk edilmemiştir fakat tiyatro sanatının doğuşuna dair bir tez, tarihin seyri boyunca bu ritüellerin şehrin sınırları içerisinde ehlileştiği yönündedir. Dram sanatının temelini oluşturan bu “bilinmeyene” şehrin bilinen sınırları içerisinde tiyatro sahnesinde bir form verilmiş ve bu muamma yeniden üretilmiştir. Bu bağlamda tiyatronun kendisi “meta” ekini içerisinde barındırır diyebilir miyiz?



Kral Oidipus’un Kraliçe Lokaste ile dört çocuğu olur. Bir zaman sonra şehirde veba salgını baş gösterir. Şehrin ileri gelenleri salgına sebep olan şeyin, şehirde yaşayan bir günahkar olduğunu söylerler. Zekasının erdemine oldukça güvenen Oidipus bu günahkarı bulacağına dair söz verir. Gelgelelim gerçeği kehanetin sahibinden öğrenecek ve bunun üzerine gerçeği göremedikleri gerekçesi ile gözlerini kör edip, kızı Antigone’yi de alarak şehirden gidecektir.



Dram sanatının bir özelliği de genelde karakterlerde gözlemlediğimiz bir “dönüşümü” içerisinde barındırmasıdır. Bu “bilinmez” dediğimiz şey değişimin ittirici kuvveti olur. Aristoteles’in Poetikasında bölümlere ayrıldığı üzere tragedyada karakter; gerçekleştirdiği eylem neticesinde ilkin geçici bir mutluluk yaşar, daha sonra baht dönümü gerçekleşir ve olaylar ters gitmeye başlar, gerçeği nihayet öğrendiğinde karakterde bir dönüşüm gerçekleşir ve bu seyircide bir duygulanıma yol açar. Kral Oidipus’ta yaşanan baht dönümü kimi kaynaklara göre bu şehirde yaşanan -bir kıtlıkla olduğu da söylense de- bir veba salgınıyla oluyor. (Kral Oidipus’ta olduğu gibi dünya tarihinde de salgınlar dramatik dönüşümlere yol açan bir kuvvet olagelmiş. Öyle ki Antik Yunan’ın ve Roma İmparatorluğu’nun çöküşündeki en büyük sebeplerden birinin sıtma salgını olduğu söyleniyor.) Bir hayli ilginç olan nokta şehrin duvarlarının bu gerçeği dışarıda bırakamıyor manasına da gelmesi bu durumun aynı zamanda. Bu salgınlar ne şehir duvarı tanıyorlar ne de bina. Nasıl oluyorsa içlerinden geçip, anlam dünyamızı ele geçiriveriyorlar. Şehrin içerisinde anlam kutucuklarının içinde, etrafında dolaşanların tepelerine binip, bilinmeyeni yani gerçeği kafalarına vurup duruyor.


Antonin Artaud da salgınlarla (O daha çok veba ile) tiyatro arasında bu türden bir paralellik kuruyor Vahşet Tiyatrosu’nda. Tiyatronun tıpkı veba gibi anlam dünyamızı delip geçen, bizi yeniden kurmaya zorlayan, dramatik dönüşümü kendinde barındıran bir arayışın ürünü olması gerektiğini savunuyor. Tiyatronun gerçeğini arıyor bu yolla.



Tak, tak, tak? Kim o? Biz, içeri alınmayanlar.




Fringe Festivali, 1947'de Edinbrugh Internation Festival'in kapısında alınmayan toplulukların, gösterilerini tüm şehre yayarak tepkilerini göstermeleriyle başlamış. O günden bugüne bu festival tıpkı bir salgın gibi yayılmış. Artık geldiği durumda, dünyanın birçok farklı şehrinde gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz yıl ilk defa İstanbul Fringe adıyla İstanbul’da gerçekleştirildi.


Biz de elimizden geldiğince festivali takip etmeye çalışmıştık. “Wreck – List of Extinct Species”, “The Sensemaker”, “Effigies”, “Factory” gibi etkileyici performansları canlı izleme olanağı bulmuştuk sayesinde. Bu performanslardan bazıları karantina sürecinde online izlenebilmişti. Bu sene de corona kabusu bir yere gitmediğinden mütevellit, Fringe İstanbul ekibi festivali dijital mecralarda gerçekleştirmeye karar verdi. 21 – 27 Eylül tarihleri arasında YouTube, Zoom, WhatsApp ve diğer sosyal medya mecralarından ücretsiz takip edilebilecek. Festival ekibi salgın dönemi boyunca ekonomik zorluklarla mücadele eden ekipler için şöyle ilginç bir model icat etmiş: Bu yıl alınan çeşitli kategorilerdeki biletler önümüzdeki yıl aktüel mecralara taşınması umulan festivalde kullanılabilecek. Bir nevi umuda alınan biletler gibi… Bir önceki yazımızda değindiğimiz üzere, tiyatro için hayati olan bir araya gelme mefhumunun ortadan kalkması, bu ekibi bir araya gelmenin farklı yollarını aramaya sevk etmiş. Bu sebeple festivali ertelemektense, dijital imkanların sınırlarını zorlayarak gerçekleştirme yoluna gitmişler.


İçinde yaşadığımız salgın dönemi, anlam dünyamızı sarstı sarsmasına ama mekânsal beraberliğimizin önüne ket vurması bazı gerçekleri de gün yüzüne çıkarmadı değil. Evine kapanabilen insanlar duvarlarını bir güzel sağlamlaştırdılar. Kapılarına kilitlerini vurdular. Bir o kadarı ise bu ayrıcalığa sahip olmadıklarından salgınla dans etmenin yollarını arıyor her gün. Belki de anlam kaybı tersine bir mekânsal dışavurum yaşıyor.

Bakalım bu festival salgın döneminde bir salgın etkisi yaratabilecek mi? Anlam duvarlarımızı delip geçecek imkanları sağlayacak mı? Bunu festival süresince hep birlikte deneyimleyeceğiz gibi gözüküyor.




¹Kral Oidipus, Sophokles - Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları’ndan yararlanılmıştır.

²Mülksüzler, Ursula K. Le Guin – Metis Yayınları

³Anne Carlson, Sesin Cinsiyeti, çev. Zeynep Talay (İstanbul: Nod, 2015) s. 10.'dan aktaran Nazile Kalaycı Hayvan: Bir Sınır Aşma İmkanı

Kral Oidipus, Sophokles - Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları’ndan yararlanılmıştır.

Kral Oidipus, Sophokles - Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları’ndan yararlanılmıştır.

Andrew Nikiforuk, Mahşerin Dördüncü Atlısı: Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi (İstanbul: İletişim, 2000) s. 33-48.” den aktaran Ali Artun, Kara Ölüm ve Avrupa Sanatı 23/4/2020/ skopdergi - Sayı 16 

“Veba Tiyatrosunun Politikası: Artaud, Čapek ve Camus” 23/4/2020/ skopdergi - Sayı 16 / Jennifer Cooke, Çeviri: Ayşe Boren

https://www.fringeistanbul.com/

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör