• İrem Metin

Öğüt Çarkları


Fotoğraf: ryelondon



Çok garip değil mi birine bir şeyi yapması ya da yapmaması konusunda söz söylemek. Bu gariplik bir yana dursun, aklımda canlandırdığı hikayeleri sizinle paylaşayım. Yol göstermek deyince aklıma nedense camı açıp gitmek istediğimiz yeri sorduğumuz zaman, saatlerce arabanın içinde dönüp duruşumuz, öğüt denince de aklıma eylem olan öğütmek geliyor, her sabah makinaya koyduğum kahvenin o minik çekirdeklerinin ezildiği, un ufak olduğu, toz haline döndüğü o an.


Acaba bizlere de birileri öğüt vermeye kalkınca makinenin çarkında dönen kahve çekirdekleri gibi fikirlerimiz bir başkasının zihninde mi eziliyor? Ya da dur, ezilmeye gerek kalmadan uçup gidiyor mu? Ve o öğüdü kabul edersek arabanın içinde dolandığımız gibi bir başkasının dünyasında dönüp duruyor mu oluyoruz? Görebileceğimiz yeni yollar varken, aynı yollardan mı geçmek zorundayız hem de aynı düşünce ve duyguları tekrar ederek?


Düşüncelerimiz, duygularımız, davranışlarımız.


İnsanlar önce düşünür, düşünürken düşüncelerinin onda hissettirdiği duygulara bürünür ve sonra düşündüğünü, hissettiğini de eline alarak bir davranış sergiler. Basit bir mantık, psikolojide buna 3D kuralı deniyor.


“3D kuralı , bireylerin yaşadıkları olaylar karşısında zihinlerinde çeşitli düşünceler oluştuğunu, oluşan düşüncelerin kişilerde çeşitli duygulanımlara sebebiyet verdiğini ve duyguların sonucunda da insan davranışlarının şekillendiğini savunan tezdir.”


Tezin de dediği gibi düşünce-duygu-davranış, bu üçü arasındaki dönüşüm bizi biz yapan bir ortaklık.

Hayatımıza dokunan, izler bırakan, yollar çizen bir ortaklık.


İzler, yollar...


Bu ortaklıklık en başta kendini dinlemekle başlıyor sanırım, garip olanı seçmemekle ya da garip olanı dinlemek ve onun sadece bir öneri olduğunu varsaymak ile. Çünkü birinin sana bir şey yapman konusunda öğüt vermesi demek, onun düşündükleri, hissettikleri doğrultusunda deneyimlediği bir şeyi sana aktarması ve "Bak ben böyle yaptım, böyle oldu. Sen yap ya da yapma" demesi kadar net bir durum kurgusu. Peki ben yapınca ya farklı birşey olursa?


Bu net kurgu temellerini deyimlerden alıyor çünkü öğüt vermek de bir deyim. Deyim dediğimiz şey ise bir kavramı ya da durumu karşılayan kalıplaşmış sözcük grubu.


Kalıplaşma ve sınırlar...


Ayrıca deyimlerde kelimelerin yerleri değiştirilemez ve aynı anlama bile gelse yerine başka bir sözcük getirilemez. Durum iyice kendini belli etmeye başladı değil mi, net sınırları olan bu öğüt dünyası, bizi de içine çekmeye ve o netliğe sokmaya yelken açıyor. Kurgusunun içinde 3D yok, sen düşünmüyorsun, hissetmiyorsun sadece yapıyorsun, yerleri değiştirmek yok, farklı olanı denemek yok, uygulamak var.

Tabi şunu da eklemek gerek burda bahsettiğim şey deyimleri genellemek değil, öğüt vermenin nasıl bir kökenden geldiğini anlamak. Anlamak ve değiştirebilmek. Onu dinlemek, varsaymak ama yeniden kendi süzgecinden geçirebilmek, çarkta dönüp durmak ve ezilmek değil de, kendi çarkını kurabilmek. Kendi yollarında dönmek. "Ne düşünüyorum? Neler hissediyorum? Ne yapıyorum?" diye kendine sorabilmek. Çünkü insan kendine soru sorabildiği sürece yaşadığını hisseder. Yaşadığımızı hissettiğimiz günlerin artması umuduyla..

0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör